
Velayet(evliyalık yolu)= bu yolda kişi kendi iç aleminde nefsi ve şeytanı ile savaşa tutuşur. nefsin ve şeytanın karanlık ordusuna karşı ruhun aydınlık ordusunu ileri sürer. bu savaştan galip olarak çıkarsa, kişinin iç alemindeki tahta ruh oturur. elinde âsâ olur ve tac giyer ve o kimse son derece üstün bir ahlaka, ilme ve marifete kavuşur(marifet=allah’ı bilmek).
velayet ehlinin hallerinin dış dünyaya yansıması ya hiç söz konusu olmaz veya pek az olur. esasen olup biten her şey kişinin iç aleminde cereyan eder. aydınlık ve karanlık orduların savaşında kan gövdeyi götürür. ilgilisi tüm bu olayları rüyasında veya keşfinde(durugörüsünde) anbean izler.
yüzüklerin efendisi, kişinin yaşadığı bu iç alem mücadelesine iyi bir örnektir. orada anlatılanların hepsi gerçek olup, tolkien’nin masabaşında uydurduğu fantaziler değildir.
nübüvvet(peygamberlerin yolu)= nübüvvet yolundaki zatın halleri yalnızca iç aleme özgü değildir. onda haller o kadar güçlüdür ki, manalar madde planına kadar inebilir. söz gelimi velayet yolundaki bir zat, ancak rüyasında burağa binip ruhuyla üst boyutlara yükselebilirken, bir nebi madde planına kadar çıkmış gayet somut bir burağa biner ve bedeniyle birlikte üst boyutlara yükselir. kısacası nebilerde sadece iç alemde değil, dış alemde yani madde planında da bir açılım ve fetih gözlenir. bu nedenle evliyalar nebilerin gölgeleri hükmündedirler. evliyaların kemalatı nebilerinki yanında ancak denizden bir katre sayılır.
dolayısıyla hz. musa ve peygamber efendimiz gibi nübüvvet yönü çok güçlü olan nebiler, dış planda da çok büyük zuhurlar gerçekleştirmişlerdir. madde planına kadar inen büyük bir nurları vardır çünkü onların. büyük nebiler, madde planında dahi şeytanın ve nefsin karanlık orduları ile savaşmışlardır.
bu noktada hz. isa ayrıca ele alınmalıdır. zira hz. isa her ne kadar dört büyük peygamberden biri olsa da, onda son derece baskın gelen meleki yapı nedeniyle, insanları yalnızca göklerin krallığına(melekût boyutuna) davet etmiştir(şahsen ben hz. isa’nın beşere mi yoksa meleğe mi daha yakın bir zat olduğuna tam karar verebilmiş değilim).
kısacası hakikatin madde planındaki mücadelesi çok büyük bir kemalatın göstergesidir ve her babayiğidin harcı değildir.
bu noktada sizlerin şu soruyu sorması gerekiyor: “madem öyle, siz de müslüman olduğunuza göre, silahları kuşanıp niçin dünyanın fethine çıkmıyorsunuz?”
el cevap= bizde onu yapabilecek nübüvvet nuru bulunmuyor ne yazık ki…peygamber efendimizden sonra ilk üç nesil içinde nübüvvet nuru sönüp gitmiştir. o nur olmadan sırf şekil ve taklit ile(ışid gibi) o yolda gitmeye çalışmak, felakete davetiye çıkarmaktır. karınca bedeniyle tonlarca yükün altına girmeye talip olmaktır. dimyata pirince giderken, eldeki bulgurdan da olursunuz mazallah.
şu anda bizim elimizde cüzi bir velayet nurundan başka bir şey bulunmuyor. o da ancak kendi iç alemimizi aydınlatmaya ancak yetiyor. hatta zamane şartları yüzünden çoğu zaman yetmediği de oluyor. o yüzden bizler dış dünyanın işlerine ve siyasete karışmamayı tercih ediyoruz. ilerde o işin ehli gelince, gerekeni yapacaktır.



