Cennet, kalbin tasfiyesidir.
cehennem, nefsin tezkiyesidir.
kalbin tasfiyesinden kasıt, ilahi isimlerin nurlarının kişide açığa çıkmasıdır ki, cennetin aslı da bu nurlardır. bu nurlar ilahi kelamda ve peygamberin yolunda bulunur.
nefsin tezkiyesi ise egonun ezilmesi, kişideki tüm bilinçaltı çöplerinin, tortularının temizlenmesi ve kişinin onların yol açtığı çarpık bakış açılarından tümüyle kurtulması demektir. kişi, yüzde yüz evrensel düzenle uyumlu hale geldiğinde, nefs tezkiye olmuş demektir.
“içinizden kimse istisna edilmemek üzere herkes mutlaka cehennem’e uğrayacaktır. bu, rabbin katında kesinleşmiş bir hükümdür” (meryem 71)
bu noktada yeri gelmişken hemen temel ölçülerimizden birini hatırlayalım: ahiret oluş yeri değil, görüş yeridir. dünyada kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bilinç bedenimiz, ahirette fizik bedenimiz olacak ve o da yaşayacağımız çevre ve boyutu belirleyecektir. ahirette içimiz dışımıza çevrilmekte, astarımız yüz edilmektedir.
dolayısıyla ne olup bitiyorsa dünyada olup bitiyor esasen. özü itibariyle cennet de, cehennem de, sırat köprüsü de ötelerde değil tam şu hayatımızın ortasında bulunuyorlar. ahiret ise yalnızca dünyada çekilmiş filmin oynatılması ve perdeye düşmesi ve müşahedeye sunulmasından ibaret.



