
Bir ceylan yavrusunun eşekler ahırında mahpus
olması, eşeklerin o garible kah itip kakarak ve ısırmakla,
kah eğlenmekle alay etmeleri; gıdası olmayan kuru saman
yemeye mecbur kalması. bu hallerin hepsi dünya, şehvet ve
heva erbabı arasında kalmış bir halis kulun sıfatıdır.
resülullah (s.a.v.) efendimiz “islâm garip olarak başladı,
yine garip olarak biter. garip olanlara ne mutlu!”
buyurmuştur.(evet; hakk peygamberi doğru söylemiştir.)
• bir avcı, bir ceylanı avladı. acımadan da onu eşek ahırına hapsetti.
• öküzlerle, eşeklerle dolu olan ahıra, o güzel, nazlı ceylanı zalimcesine
kapattı.
835 • ceylan şaşırmıştı. ürkerek korku ile her tarafa kaçıyordu. avcı gece
yarısı geldi, eşeklerin önüne saman döktü.
• öküzlerle eşekler, acıktıkları için o samanı şeker gibi yiyorlardı.
• ceylan ürkerek bazen o tarafa, bazen bu tarafa kaçıyor, saman tozundan,
dumandan yüzünü çeviriyordu.
• bir kimseyi, zıttı olan bir kişi ile beraber bırakırsanız, onu ölüm azabına
uğratmış olursunuz.• süleyman (a.s.) demişti ki: “hüdhüd gitmeye mecbur olduğuna dair, kabul
edilemeyecek bir özür getirmezse;
840 • onu ya öldürürüm, yahut da ona azap ederim. hem de sayıya sığma-
yacak kadar, çetin bir azap.”
• ey güvenilir, inanılır kişi, bilir misin, o azap nasıl bir azaptır? onu kendi
cinsinden olmayan başka bir kuşla aynı kafese koymaktır. 80
(80 neml sûresi’nin 20-21. âyetlerine işaret edilmektedir.)
• ey insan! sen de bu beden yüzünden azaptasın. çünkü kuş gibi olan ruhun, başka bir kuşla
(hayvanî ruh kuşu ile) aynı kafese hapsedilmiştir.
• ruh doğan kuşu gibidir. tabiatlar, kötü huylar ise kargaya benzer. doğan
gibi olan ruh, karga ve baykuşlardan yaralanır, dağlanır.
• göbeği misklerle dolu olan ceylan, günlerce eşeklerin ahırında işkence
çekmekte idi.
• karaya vurmuş balık gibi can çekişmekte, çırpınıp durmada idi. sanki pislik ile misk, bir
hokkaya, bir kutuya konmuştu.
• eşeğin biri diyordu ki: “bu hayvanların babasında, yani ceylanda
padişahların, beylerin huyu var. susun, onu rahatsız etmeyin.”
• başka bir eşek, ceylanın dolaşıp durmasına bakıp alay ederek; “bir inci elde
etmiş, onu nasıl olur da ucuza satar.” diyordu.
• bir başka eşek de; “söyleyin ona, bu naziklikle, bu kibarlıkla gitsin,
padişahın tahtına çıkıp otursun.”
• bir başka eşek de çok yemişti, midesi ekşimişti. ceylanı saman yemeye
çağırdı.
• ceylan başını çevirdi de; “git ey eşek!” dedi, “iştahım yok, halsizim.”
• eşek; “evet.” dedi, “halini görüyorum, nazlanıyorsun, yahut
utanıyorsun da, onun için yemiyorsun.”
• ceylan; “o saman senin gıdan.” dedi, “o gıdadan senin bedenin dirileşir, yenileşir.
• ben çayırlığın arkadaşıyım, duru suların aktığı ırmak kıyılarında, bağlarda,
bahçelerde, gezer dururum. avunur eğlenirim.
• kaza ve kader bizi azaba düşürdü ama, o huy, o güzel tabiat hiç geçer gider
mi?
• yoksul olduysam bile, nasıl olur da yoksulca hareket ederim? yoksul yüzlü
olurum. elbisem eskidi ise, ben yeniyim.
• ben sünbülü, laleyi, reyhanı bile binlerce nazla, istemeyerek yerdim.”
• eşek; “evet.” dedi, “sen laf ede dur. laf et. garip ilde boş ve saçma şeyler, çok söylenir.”
• ceylan dedi ki: “zaten göbeğim sözlerime şahitlik etmede, öd ağacına,
anbere bile minnet etmemektedir.
• ama kokuyu alacak burun nerede? pisliği seven eşeğe bu koku haramdır.
• eşek yolda giderken, başka bir eşeğin pisliğini koklar. ben bu eşek
topluluğuna, nasıl misk sunabilirim?
• bu yüzdendir ki, o şefaat sahibi peygamber; ‘islâm dünyada gariptir.’
remzini buyurdu. 81
(81 bu beyitte şu hadîs-i şerîfe işaret edilmektedir: “islâm, garip olarak başladı, yakında yine garip olacaktır. garip olanlara ne mutlu, garip olanlara ne mutlu, garip olanlara ne mutlu.”)
• çünkü onun mübarek zatı, meleklerle beraber, onlarla dost olurken,
akrabaları bile kendisinden kaçarlardı. 82
(82 nitekim resulullah efendimizin amcası, amcasının oğlu, en yakın akrabası bile hz. peygamberin en amansız şiddetli düşmanı olmuşlardı. nuh ve lut peygamberlerin eşleri, kocalarına düşman olmuşlardı. bestamî gibi bir zatın geleceğini haber verdiği ve “mânen benden üstündür.” dediği şeyh ebu’l-hasen harkanî hazretlerinin karısı, o mübarek zatı sevmez, çekiştirir dururdu.)
• halk ona bakar, onu kendi cinslerinden sayarlardı ama, ondaki mübarek
kokuyu duymazlardı.
• öyle muhterem bir zat, sığır postuna bürümüş arslan gibidir. uzaktan
görürsen gör, fakat postunu almaya kalkışma.
• postunu almaya kalkışacaksan, beden öküzünden vazgeç, çünkü o arslan
huylu velî, beden öküzünü parçalar.
• o arslan huylu velî, öküzlük tabiatını başından sıyırır, çıkarır, senden
hayvanlık huyunu çeker, alır.
• sen öküz bile olsan, hakk’ın lutfu ile arslan olursun. fakat öküzlükten
hoşlanıyorsan, nafile arslanlığı arama…
(mesnevi’den)



