Bir okuyucu mesajı:
toprağın kazıldığını ve suya ulaşıldığını gördüm. akabinde karnımın boşaltıldığını…
sonrasında toprak böcek, haşere üreten vücudumun temizlendiğini, temiz kan verilip sağlığıma kavuştuğumu öğrendim.
daha sonra göğüs bölgesinden demir paçaları çıkarıldı. oluşan delikten bakınca içinde süt olduğunu gördüm.
akabinde açık bir alanda bulunurken gökyüzünde manyetik bir alan açıldığını ve her istediğimin bu alan sayesinde olacağını duydum. manyetik şeffaf alanı görünce kapı açıldı, sonunda o kapı açıldı dedim. ağlamaya başladım.
ondan sonra bir doktorun bana sağlık raporu verdiğini,
akabinde sağlık bakanıyla oturup sohbet ettiğimi gördüm.
en son rüyamda sevinç halamın dağın tepesinde bulunan dağ evine gittim.
bu dağ evinin parlak, göz alıcı taşlardan oluştuğunu gördüm. bu taşları nereden bulmuşlar, ne güzel yapmışlar pırıl pırıl parlıyor dedim. evin etrafında dolaştım. içine girmedim.
en çok siyah parlak taşlardan oluşuyordu.
daha sonra dağdan inip eve dönerken sevinç halam geldi 100 lira ve 5 lira kağıt, bir de bir kaç bozuk para verdi bana. eve dönüyormuşum…
bu anlattıklarımı gördükten sonra da zahirde de halkın fiillerinin, davranışlarının bir bütün olduğunu gördüm. daha sonra hakkın bana da benden konuştuğunu fark ettim.
daha bir çok şey de var. mesela dejavu yaşadım diyenlerin geçmiş-gelecek şu anda ya. farklı bir olay şeklinde gelecek gösteriliyor. o olaya verdiğimiz tepki gelecekte olan o aynı olayda etkili oluyor. geçmişte şimdi de onu da hiç yaşanmamış gibi yapabiliyor insan isterse. Allah izin verirse tabii ki… yoksa insan bin yıl çalışsa hayrı şerri bilemez ayırt edemez gibi geliyor. tamamen hakka teslim olmak, peygamber efendimize uymak insanı koruyor kalkanı oluyor bu oyunda.
işte alemi gezdirip eve döndürme operasyonu…seyri suluk yaptırıyorlar bana… hakikatini bildirme…
sonuç sevinç halam vasıtasıyla eve dönmek üzereyim.
bu olayların en başında bundan sonra sana ne olduysa anlayacağız dediklerini ve ikra suresini okuttuklarını görmüştüm.
olan yaşadığım her şeyin kuran’da anlatıldığını, kuranın sadece bana ve iç dünyama seslenişini fark ettim. dışta olan sen ve tüm dünyanın benim içimden haricimde olmadığını…. zahirde sizi okudum ya, içimdeki esmanın dışa çıkışıydı o. yoksa okumak nasip olmazdı.
özündeki resule kavuşan hakk’a erip hakkı biliyor.
içimin de onun kudretinde olduğunu gördüm. ben bana malik, sahip olmadığımı gördüm. ezelden yazmış kalem.
tüm bunlar beynimden aşağı sıcak, ateşli bir şeyler döküldükten sonra başladı.
neyse ben bıraktım o yapıyor. hoş bırakmasam da hep onun dediği oluyor…
belki eskiden çaba biraz gayret vardı. şimdi hiçbir şey yapmadığımı sadece onun işlerine, ona seyirci olduğumu görmeye başladım.
sadece o var, onun işlerini, varlığını, alemi seyretmeye çıkarmış gibi beni. kuran’ın indirilmesi kademe kademe, o’na döndürülmek için. bir anda gelse insan kaldıramaz çünkü.
sadece o var, başka bir şey yok. nefs ve ordusu, şeytan ve ordusu(bilinçsiz, karanlık yön) kayıp üstüne kayıp verip benlik yıkılıp gidiyor(aydınlanıyor) .
ben sadece bir seyirciyim yapan eden sadece o. sadece o kalıyor işin sonunda.
la galibe illallah. yapan edeni benliğe endeksleyen, kendinden bilen deccal oluyor. elbette kainat çapında, zahirde Allah’ın vaadi hak, anlatılanlar mevcuttur. çünkü onlar da Allah’tan.
yani bunları yazmamın sebebi insan-ı kamil olmayı öyle ballandıra ballandıra anlatıyorsunuz ki, gülümsüyorum bazen…
insan-ı kamil’e acizliğini ve fakirliğini bildirirler. aydınlanmış kalp ve nefs sahibidir insan-ı kamil. kuran mevcut zaten insanın içinde ona ulaşmıştır,
kendinden görenin, davranış sahibi olanın bile aslının hak olduğunu öğretirler. yoktur ki insan-ı kamil. o’nunla varlık bulmuştur. sonsuz hayata sadece Allah’ın lutfuyla kavuşmuştur.
o’nun işlerini hem kendinde hem kainatta seyreder.
her gün tüm bildiklerimi unutup güne yeniden başlıyorum bugün ne gösterecek ne işlerinde kullanacak diye.
bazen üzüleyim mi sevineyim mi bilmiyorum. insanın bir hayatının, gücünün olmadığını bilmesi çok ağır geliyor. bazen de ne olursa olsun ne cennet- ne cehennem korkusu ben sana aitim dilediğini yap ateş bile sevgidenmiş diyorum.
bazen ne halt ediyoruz biz burada diyorum. sonra bu dünya olmasaydı temizlenip asıl vatanımıza nasıl dönecektik ki diyorum. burada onu iyice tanıyıp gitme= ahirette bu manaları seyretme olacağından ahiretin tarlası deniyor değil mi?
yani tüm amaç hiçliğini bilip özündeki hakka etmek, onu bilmek, tanımak.
o ne derse bilerek veya bilmeyerek onu yapan zavallı insan.
acı biraz var burada, neden varım ki gideyim acısı…
sonra da “aman yaşa gitsin işte, hayatın garanti altına alındı daha ne istiyorsun” diyorum.
yani sonsuz lütuf sahibinin seni hiç yokken var etmesi, dünya hayatının türlü türlü rüyalarından geçirip en sonunda gerçek düşmanın da, dostun da senin içinde olduğunu bildirmesi, taktire şayan…o kadar gizli bir yere saklamış ki…
çok ağır bir sarhoşluk varmış bende, yeni yeni ayıldığımı hissediyorum isnetus.
eskiden sanırdım ki ermek acayip sihirli bir şey. sihir asıl kendini var sanmakmış…



