Determinizm
Olayların tesadüfi ve rastgele geliştiği zannı, aslında cehaletimizin bir örtüsüdür.
bilardo oyunundan örnek verelim:
ilk izlenimimizde, bilardo toplarının dağılımını tamamen tesadüfe bağlayabiliriz. halbuki topların dağılımını etkileyen tüm kuvvetleri hesaplayabilseydik, kesinlikle saçılımın nasıl olacağını önceden bilebilirdik.
ıstaka ile topun hangi noktasına ne kadarlık bir güç aktarılıyor? harekete geçen topa etkiyen zemin ve hava sürtünme kuvvetleri…ortamın ısısı ve atmosfer basıncı vs…
evrenin en başında gerçekleşen büyük patlamayı da bir ıstakanın vuruşu gibi düşünebiliriz. ondan sonra tüm evren kütlesinin açılımı ve saçılımı asla değiştirilmesi mümkün olmayan belirli doğrultuda olacaktır. bu denileni yalnızca makro ölçekte düşünmeyelim, mikro ölçekte dahi aynı prensipler geçerli olacaktır.
bunlar çok soyut sözler olduğu için size pek bir anlam ifade etmiyor olabilir. peki ya anneninizin ve babanızın karşılaşması ve evlenmesinin dahi evrenin en başındaki büyük patlamanın oluşturduğu zincirleme reaksiyonun bir sonucu olduğunu söylesem?
aynı şekilde toplumların, devletlerin, iktidarların dahi evrenin en başındaki patlamanın ardışık etkileri sonucu ortaya zorunlu olarak çıktığını söylesem?
olayların bu derece zorunlu ve deterministik karakterde olduğunu bildiğiniz halde, bir şeylerin olması için yine kendinizi yırtar mıydınız? mesela akp iktidarı gitsin diye, yine kendinizi paralayıp durur muydunuz?
akp’nin geleceği tarih de gideceği tarih de bellidir. ne yaparsanız yapın, o tarihi bir gün öne çekemezsiniz, bir gün sonraya da atamazsınız.
bakın eskiler ne demişler: “men âmene bil kader, emîne minel keder”; yani kadere iman eden, kederden emin olur. niye öyle demişler umarım şimdi anlaşılmıştır. yine aynı hakikat yüzünden, bu alemde değiştirebileceğimiz tek varlık kendimiz oluyoruz. zira olayları değiştiremiyoruz ama olaylara bakış, niyet ve değerlendirişimizi değiştirebiliyoruz. insanın cüzi de olsa bir iradeye ve seçim hakkına sahip olması da işte bu oluyor.



