Devrim, şeklî bir düzen değişimi olmaktan çok yeni bir dünya görüşünün, yeni bir hassasiyetin insan ve toplum planında hâkimiyet kurması ve eskisini tasfiye etmesidir. eğer yeni bir dünya görüşü üretilememişse devrimden bahsetmek kanaatimce pek mümkün değildir.
dünya görüşü dediğimiz bize topyekün bakış açısı veren ve temel değerlendirme ölçülerini sunan bir fikri yapıdır hatta fikirden bir kademe üstedir ki, fikrin düzeni, formülasyonu ve diyalektiğidir.
necip fazıl da “diyalektiği” bu şekilde tanımlamıştır. ona göre diyalektik, fikrin kendisi değil düzenidir. bir anne bile kızını paylarken bir diyalektik sahibidir. kimi sözü öne alır, kimi sözü arkaya bırakır…
dünya görüşünü doğuran ana menba ise ruhtur. ruhun aydınlık ve karanlık iki yüzü olduğu cihetle dünya görüşleri de iki kategoriye ayrılır. ruh mertebelerinde ne kadar terakki edilmişse onun bir kademe yoğunlaşmış hali olan dünya görüşü de o nispette gelişmiş ve şümullü olacaktır.
hasılı, olası bir devrimin babaları ruh önderleridir. bunlar ya peygamber ya da büyük velilerdir. karanlık yüzde ise deccal tıynetli şahıslardır…



