HakikatAnlayışta YenilikDünya GörüşüİdeolojiPeygamberlerSistem KurucusuTitreşim Frekansı

Dindar Nesil Projesinin Geri Tepmesinin Nedenleri

Şeytanın en büyük hilesi, insanları kendinin var olmadığına inandırmaktır. böylece daha ilk bariyerde insanların çoğu dökülür ve şeytan için ekstra gayrete gerek kalmaz. onun var olduğunu kesinkes bilenlere ise daha karmaşık tuzaklar kurmak zorunda kalır.

deccaliyet çağında yaşıyoruz. deccal kendi ideolojisini, kendi dünya görüşünü, kendi evren algısını, yani “bilimsel pozitivist paradigmayı” veya kısa tabirle “bilimperestlik dinini” tüm dünyaya benimsetmiştir. insanlığı bu ideoloji veya din ile endoktrine etmiş durumdadır. modern eğitim sistemi, seri üretim halinde çocukları ve gençleri bu din ile programlayıp topluma salmaktadır.

deccal, üstadı iblis olduğu için kendi dünya görüşünün düpedüz bir din olduğunu gizlemekte ve bilim adı verilen yöntemi yalnızca nesnel bakış açısının bir ifadesi ve gereği olarak değil, mutlaklık derecesinde, bir inanç olarak insanlığa sunmaktadır. bu da bilimi bilgi edinmede bir yöntem olmaktan çıkartıp, bir paradigma veya din mertebesine yükseltmektedir.

ortaçağda üretilmiş paradigmalar veya klasik dinler ise o devrin bilincini yaşatmaya çalıştıkları için günümüzle uyumlu olamamakta ve pek çok yanlışlıklara sebep olmaktadırlar. işte ortaçağ dinlerinin bu ağır kusuru deccala çanak tutmakta ve koz vermektedir.

burada belki “ortaçağda üretilmiş dinler” ifadesine takılanlar olacaktır. peygamberler üstbeyin ile araştırarak, yani bilimsel yöntem kullanarak hakikate ulaşmazlar. zaten öyle bir şey de mümkün değildir. peygamberler altbeynin titreşim frekansını yükselterek hakikati total olarak deneyimlerler(kendi istidadları ölçüsünde). bilim gibi parçadan bütüne gitmeye çalışmazlar. parçadan bütüne gitmek, bitmez bir yol ve çıkmaz bir sokaktır.

hakikati tümel olarak tecrübe etmenin ne olduğunu hologram misali ile anlatabiliriz. bilindiği üzere bir cismin mesela bir fincanın hologram plakasına ışık verecek olsak, sanal olarak üç boyutlu bir fincan görüntüsü ortaya çıkacaktır. o hologram plakasını ikiye kesip bir yarısına ışık versek, yine ortaya tam bir fincan görüntüsü çıkacaktır. ancak plakayı ikiye kesmenin bedelini görüntüdeki netlik veya çözünürlüğün yarı yarıya azalması olarak öderiz. bu şekilde o plakayı ne kadar bölersek bölelim, daima bütün bir fincan görüntüsü elde etmeye devam ederiz. sürekli bölmenin bedeli ise görüntünün gittikçe silikleşmesi olarak ödenecektir.

varoluşu da özü itibariyle dev bir hologram gibi düşünelim. işte peygamberlerin veya sair hakikat ehlinin altbeyinleri maksimum titreşim frekansına ulaştığında, evren denen hologramın bir kopyasına mazhar veya ayna olmaktadır. böylece o zatlar altbeyne yansıyan hologram görüntüsü ile evrenin tam ölçekli bilgisine erişmektedirler.

dikkat ediniz; hakikat ehlinin hepsi bütünün bilgisine erişmektedir. ancak her birine yansıyan bütünün hologramının çözünürlüğü farklıdır. hepsinin gördüğü aynı resimdir; fakat çözünürlükleri tamamen farklıdır. kimi çok bulanık bir resim görürken, kimi de cam gibi net resim görüyor olabilir. bu da onlar arasındaki mertebe farklarını oluşturur. bir damla sudan, okyanusa kadar değişen dereceleri vardır onların.

işte dinin gerçeği o zatların insanlığa sunduğu bütünün bilgisidir. daha doğrusu bilgisini bağlılarının üstbeyinlerine sunarken, kendilerindeki hologram yansımasını da onların altbeyinlerine sunup hakikati doğrudan deneyimlemelerini sağlarlar.

eğer altbeyinde yaşanan o deneyim yoksa ve din yalnızca üstbeyin bilgisine hasrolmuşsa, dinin sureti veya kabuğu ile karşı karşıyayız demektir. onun da zaman içinde yozlaşması kaçınılmazdır. zira ölü bilgi olduğu için değişen şartlara adapte olması mümkün değildir. kaskatı kalması büyük çatışmalara ve kırılmalara yol açar. işte üretilmiş din budur.

altbeyninde hakikatin hologram yansımasını taşıyanlar ise hakikati hiç tahrip etmeden değişen şartlara göre rahatlıkla manevra yapabilirler.

sonuç: insanlara dini sunabilmek için önce onun hakikatine ulaşmış olmak gereklidir. hakikat diye ortaçağda üretilmiş kabuk bilgisini insanlara benimsetmeye çalışırsan, hepsi elinde patlar ve deccalın ekmeğine yağ sürmüş olursun. deccal seni kolaylıkla mağlup edecektir.

isnetus 31.01.2023 13:46 ~ 14:05

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram, twitter ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu