Diyanetin Hayat Pahalılığı Konusundaki Fetvası
Büyük bir krizden çıkmasına rağmen türkiye niçin 2003-2008 yılları arasında görece büyük bir refah dönemi yaşadı?
akp’nin marifetinden dolayı mı, yoksa o dönemdeki dünyadaki para bolluğundan mı? o dönemde bir ara nerdeyse dolar tl’ye eşitlenmek üzere idi. hatta akp’nin türkiye’de güç kazanması ve iyice yerleşmesi dahi yelkenlerini dolduran konjonktür rüzgarları sebebiyleydi.
2008 krizinden sonra ise hem dünyada hem de türkiye’de işler sarpa sarmaya başladı. abd merkez bankası 2008 krizini aşmak için sürekli para basıp piyasaya enjekte etti. benim tahminimce o politika ile krizi biraz ötelemiş oldu sadece. eninde sonunda bedeller ödenmek zorundadır. şu anda o bedeli ödemeye başladık. yolun sonu nereye çıkacak kimse bilmiyor. kriz daha da derinleşirse dünyada pek çok yönetim devrilebilir. iç ve dış savaşlar yaygınlaşabilir…
dikkat ediniz! dünya ekonomisinin asırlar içinde kendine özgü bir dalga hareketi ve dönemsel krizleri var. bu ekonomik trend aynı zamanda siyaset ve yönetimler üzerinde de çok belirleyici bir etki üretiyor. zira global ölçekte cereyan eden bu dalga hareketi son uçta sıradan insanın refahını ve yaşayışını belirliyor(genç toplumlar daha doğrusu o toplumların kolektif şuurları esnek oldukları için global dalga ile iyi bir uyum yakalayıp serpilip gelişiyorlar. yaşlı toplumlar ise katı, esnekliğini kaybetmiş, taassuba batmış oldukları için global dalga tarafından parça parça edilip yıkılıyorlar. neticede her toplum doğar, büyür, yaşar ve sonunda ölür).
peki yönetimlerin hiç mi belirleyiciliği ve iradesi yok? hepsi gayri iradi bir şekilde o dev global dalga tarafından mı çekip çevriliyor? piyasaları hep o dalga mı belirliyor?
yönetimlerin hiç iradesi yok demek yanlış olacaktır. iyi bir yönetim o dalgaya ters düşmeyen, dalgayı arkasına alıp ona binebilen ve böylece ülkesini yükseltebilendir. ancak bunların hepsi bir noktaya kadar başarılabilir. hiçbir yönetim o dalga ile mükemmel seviyede uyumu yakalayamaz. onunla mükemmel bir dans gerçekleştiremez. beşer hiçbir zaman kusursuz olamaz çünkü.
dalgaya karşı duran bir yönetim ise hem kendini hem ülkesini batıracaktır. yönetimin sorumluluğu da işte bu noktada başlar.
genelde hasbelkader global dalgaya binip hem kendini hem ülkesini yükselten liderler ve ekipleri, bir noktadan sonra kerameti kendilerinden bilmeye başlarlar. bu onlarda korkunç bir ego şişkinliğine neden olur. her yaptıklarını doğru görmeye ve eleştirenleri de hain olarak yaftalamaya başlarlar. sonrasında ise hep burunlarının dikine gidip dalga ile uyumu tümden kaybederler. bu tavır o yönetimin miadını doldurduğunun alametidir. yerine global dalga ile daha uyumlu bir yönetim gelir. sonra o da aynı çevrimin sonunda devrilir gider.
diğer yandan, “hadis dini” söylemcileri de damlamış yine başlığa. o hadiste apaçık bir şekilde fiyatlara müdahalenin doğru olmadığı ve fiyatların arz ve talebe göre piyasada belirlenmesi gerektiği ortaya konuluyor. 600’lü yılların arabistan’ında böyle bir görüş resmen mucizedir. osmanlı’da bile fiyat kontrolleri vardı. bu kontroller osmanlı ekonomisini mahvetmiştir. ne osmanlı’da ne de avrupa’da serbest piyasa kuralları idrak edilememişti ortaçağ boyunca.
sonuç: evet piyasada oluşan fiyatlar gizli bir el tarafından belirlenir(bakınız adam smith). bu hüküm kendi çerçevesinde doğrudur. ancak mutlak olarak doğru değildir. zira olayın bir yönü global dalga ise de, diğer yönü yönetimin o dalga ile dans yeteneğidir.



