Bir okuyucu mesajı:
“devasa teleskoplarla da onca astronotla da aksakallı tanrıyı ve üzüm bağlarıyla dolu cenneti evrenin hiçbir yerinde göremeyince iyice emin oldular dinin masaldan ibaret olduğuna.
süreç rönesansla başlamış, sanayi devriminin büyüleyen bilimsel-teknolojik gelişmeleriyle palazlanmış ve radikal laikliği, hatta ateizmi devlet ideolojisi olarak kabul eden komünist devletlerle doruğa çıkmıştı. tüm gözler dünyaya çevrildi. cennet buradaydı, başka da bir yerde olamazdı. cenneti gökyüzünden yeryüzüne indirme süreci başladı.
okuyanlar bilir, albert camus veba adlı romanında tüm dünyayı veba salgını nedeniyle karantinaya alınmış bir şehre indirger ve o şehirle sembolize eder. tüm şehir karantina altındadır ve herkes ölümü beklemektedir. insanın anlam arayışı bu kadar boşunadır işte. çıkış yoktur, anlam yoktur. son kaçınılmazdır. bugün anlam arayışında olan kimsecikler kalmamıştır.
modern insan tüm şehvetiyle kesintisiz şekilde şeytanla öpüşmekte, egosu-nefsiyle sevişmektedir. tek amaç daha çok tatmindir. bugün dünyayı sembolize edecek bir şehir varsa o da pekala dubai olabilir. insanın nefsini 99 yerinden gıdıklayabilecek tüm malzeme mevcuttur bu şehirde. yüzyıllar boyunca küçücük bir balıkçı kasabası olarak kalan bu yer, 90’lardan itibaren bir proje şehir olmuş ve nihayet bugünkü sahte cennet şeklini almıştır. vergi sıfırlanmış, alışverişin dünya başkenti olmakla kalmamış, devasa gökdelenler, holywood platolarını andıran mimarisi, her türlü zevki tatmin edilebildiği tüm lüks, ihtişam ve imkanla donatılmıştır. yazın kayak da mümkündür, çöl safarisi de. adalara kurulu malikanelerde , 1 km yüksekten dünyayı izlemek de.. malumun ilamına gerek yok gerçi; dubai’yi herkes duymuştur.
birisi çıkıp da 80 yaşındaki nineyi 20 yaşında bir genç kıza dönüştürmeye çalışsa, buna herkes güler. gülmekle de kalmaz alay eder. oysa bugün avrupa ve amerikanın yaptığı şey tam da budur. kendi dünyalarını cennete çevirmeye çalışmak… ve kimse onlara gülmediği, dalga geçmediği gibi bilakis çılgıncasına özeniyor.
dubai’nin bir batı şehri değil de doğu şehri olmasının altında yatan ironi de budur. batıya özenen doğu… 50 derece sıcak varmış, otobüs duraklarına kadar klima koymak zorunda kalmışsın, denize bile saat 5’ten önce girmek imkansızmış kimin umrunda?
bu nine 20’sinde gösterilmelidir. insanın tüm handikapları (hastalık, yaşlılık, sakatlık, ölüm, şiddet, dayak, aşağılanma, fakirlik) ve dünyanın tüm handikapları (savaş, sefalet, deprem, sel, kasırga gibi tüm doğal felaketler) evet tüm bu handikaplara rağmen cenneti dünyaya indirmeye azmetmek… bu trajikomik çabaya gülünmemesinin tek nedeni alternatifsizliktir. eğer siz dünya ahiret dengesini, ruhani-cismani yönüyle hakikati tüm beşeri ve toplumsal yönleriyle ortaya koyamazsanız, bu komedi hatta trajedi öykünülen bir hale dönüşür. müslümanların hali ise ortada. bırakın alternatif ortaya koyabilmeyi, manzarayı algılamaktan bile çok uzaklar. dubai bir müslüman(!) şehridir…
bir an için insanın, dünyanın mutlak ve kaçınılmaz handikaplarını unutalım ve dünya cenneti projesinin gerçekleştiğini düşünelim. peki ya camus’ye vebayı yazdıran ruh açlığını-anlam arayışını ne yapacağız? insanın ruhu, gönlü tüm engellemelere rağmen ötelerin kokusunu alıyor. asli vatanın burası olmadığını, allah’tan bir parça taşıdığını, ötelerin ötesinin var olduğunu, insanın doğum ve ölüm arasına sıkıştırılamayacak kadar orijinal bir öze sahip olduğunu, sonsuzluk duygusuna sahip olduğunu aklıyla, ilmiyle değilse bile kalbiyle hissediyor.
o zaman ben de derim ki; cennetin yerini değiştirmeye heveslenenlerin varacağı son durak cennet değil cinnettir”



