Ebû hüreyre (r.a)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Allah teâlâ, ümmetimi, içlerinden geçirdikleri fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça, o şey yüzünden hesaba çekmeyecektir.”
hadis kaynak: ibni mâce,c.1,talak 14,h.2040; buhâr’i,c.6,s.169,talak 11-2; müslim,c.1,s.116,iman 201-202 (127); nesâî,c.6,s.156,talak 22h.3431-3432.
“Allah teâlâ hazretleri meleklerine şöyle emreder:
kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. eğer benim rızamı düşünerek terk etti ise bunu, onun lehine bir sevap yazın. kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile, onu lehine bir sevap yazın. eğer onu yaparsa, en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar ona sevap yazın.”
hadis kaynak: buhârî,tevhid 35; müslim,iman 203,205 (128-129)
Allahu bu ümmetin hatırından geçen kötülükleri günah saymamıştır. hatırdan geçen şer bir şey işlenir veya dil ile söylenir ise; ancak o zaman günah sayılır bu ilahi lütuf, bu ümmete mahsustur. geçmiş ümmetler için böyle bir bağış yoktur. onlar, hatırlarından geçen şerlerden dolayı da sorumlu sayılırlardı.
hatırdan geçen kötü düşünceler; dil ile söylenmedikçe, vücudun tamamı veya organları ile işlenmedikçe, sadece kalpten geçmesi halinde günah sayılmaz.
yukarda izah edilen meselenin tek bir istisnası mevcuttur; kabe’deki bir insan, düşüncelerinden de sorumludur.
ancak şu gerçek de unutulmamalıdır. ısrarla devam ettirilen düşünceler yüksek enerji kazanıp söze ve fiile dökülme eğilimine girerler. zaten islam’daki dua ve zikir mevzuu bu mekanizmanın olumlu yönde işletilmesinden ibarettir.



