Erkeklerin Ağlamamayı Başarabilmesinin Yolu
Askerde oldukça sert muameleye maruz kalmıştık. öyle ki, komutan bir gün bize geberinceye kadar “tüfek al-tüfek bırak” yaptırıyor, merdiven çıkamaz, yürüyemez hale getiriyordu. ertesi gün perişan oluncaya kadar komando dansı yaptırıyor, içimizden bazılarını sakatlıyordu.
bir gün de istikamet verip sağa sola koşturdu, yatırıp kaldırdı, artık yattığımız yerden kalkamaz hale geldik. yanımdaki bir arkadaş dayanamayıp ağlamaya başladı. ben hayretler içinde kalmıştım. böyle bir şey nasıl olabilirdi?
her şey insanın direnç eşiğiyle alakalı. bir kimse ne kadar görmüş geçirmiş, çok çeşitli acılara maruz kalarak pişmişse o denli metanetli oluyor.
ama son tahlilde her insanın bir yıkılma eşiği vardır. o limite ulaştığınız anda göz yaşları sel olacaktır. yani demem o ki, erkeklerdeki o eşiğin yüksek olması sizi aldatmasın. insan insandır ha erkek, ha dişi.
işte o yıkılma anı kişinin kendi acziyetini, güçsüzlüğünü, çaresizliğini hissettiği, yaşadığı andır. normalde bir kimse o kıvama ancak belirli dış etkenler ve şartlarda gelebiliyor.
peki bir insan düşünün hep o haldeyse; yani hep acziyetinin, güçsüzlüğünün idrakı içindeyse. o kimse sulu gözlü olmaz mı? dolayısıyla kalbi hep yumuşak olmaz mı?
mevlana, “bu dünyada geçer akçe paradır ama öteki dünyanın sermayesi gözyaşıdır” der.
tabii yanlış anlamayın!
bu acziyet ve gözyaşı hakka karşıdır, halka karşı değildir.



