İstediğiniz kadar bu tarz olayları eleştirin, telin edin, kınayın; ama terbiyeden geçmemiş insan bilinçaltının vahşetini ve orada meskun canavarların mevcudiyetini değiştiremeyeceksiniz. üstelik eğitimli olmanın dahi bilinçaltı üzerinde pek bir etkisi olmaz; eğitim dahi çare değil…
o canavarların hangi durumlarda aktive olduğu ise kişiden kişiye göre değişebilir. aktive olduklarında, bir tür cinnet halinde, her türlü vahim olaya sebebiyet vermeleri beklenebilir. genelde, surî aşk, cinsellik, ağır hayal kırıklığı, ego yıkımı, savaşlar, felaketler vb. haller o canavarları uyandırabilir.
herkesin bir kırılma noktası vardır. sıcak koltuklarda oturup olayı kınarken, bir gün hiç ummadığınız anda, siz de kendinizi aynı pozisyonda bulabilirsiniz; tetikleyici bir hadise yeterli…
peki bu durumun çözümü yok mu?
elbette var. tasavvuf dediğimiz ilim, baştan başa insanoğlunun sözü edilen vahşetini izale etmek, ılımlı ve olgun bir insana dönüşümünü sağlamak üzere vaz’ edilmiştir. tasavvufta asıl hedef altbeyindir, sürüngen ve memeli beynidir, üst beyin değildir.
altbeynin terbiyesi ise, altbeyni terbiye olmuş bir insanın sözlerini dinlemek, okumak ve onun adımlarını takip etmekle olur. üstelik bu okuma faaliyeti, çoklu tekrar gerektirir. her tekrarda o ilimler biraz daha derine inerler. evet mesnevi okumalıyız; onlarca hatta yüzlerce kez…



