Bir kimse tasavvufa ilgi duyar ve ona bu kapıyı açacak birine denk gelirse birden bire kendini bulduğu hal ve duygudur.
zira o zamana kadar emmare dünyasının karanlık zindanında mahpusken, aniden ışığı görmüş ve mest olmuştur. ayakları yerden kesilmiştir.
bu görüş, ona kapıyı açan şahsın kalp aynasında gerçekleşmiştir. kendi kalp aynası henüz kapkara olduğu için güneşin ve ayın ışığına kendi başına ulaşması mümkün değildir. dolayısıyla kalp aynasında ışığı seyrettiği şahsa karşı derin bir sevgi hasıl olur onda. bu sevgi kısa sürede aşka dönüşür.
ancak aşkın verdiği sarhoşluk ilelebed sürmez elbette. bir müddet sonra beden kendini varsayılan ayarlarına sıfırlayacaktır. işte o noktada kıyamet kopar. talibimiz kendini adeta yeniden karanlık zindana tıkılmış olarak bulur. büyük bir acıdır bu.
aşk dönemini iyi değerlendiren ve gerekli tasavvufi çalışmaları düzenli yapanlar ise kendilerini ucuz kurtarırlar ve çok az bir sarsıntıyla travmayı atlatıp, yollarına devam ederler. zindana geri dönenler egosu çok şişkin, laf söz dinlemeyen, tavsiyeleri kulak ardı edenlerdir. onlar için çileli bir dönem başlamıştır. yana yana, çile çeke çeke egolarının törpülenmesi gerekir.
burnunun dikine gitmeyi, dikbaşlılığı bırakıp, boyun eğmeyi öğrendiklerinde kendilerine kapı yeniden açılacaktır. bu dersi almadıkça kapı onlara asla açılmaz. deve iğne deliğinden geçer ama kapı onlara yine açılmaz.
bu noktada kadınlar daha şanslıdır. erkekler ise dikbaşlılığı kolay kolay bırakamazlar. sürünür dururlar ama yine de bırakamazlar. bilhassa erkeklerden beklenen asker gibi disiplinli olmalarıdır. bu yüzden mesleği askerlik olanlar, tasavvuf yolunda diğerlerine göre daha başarılı olurlar.



