İman ve İnkarAkıl- ÜstbeyinKalp - Altbeyin

İman 2

İman nedir?

evet evet, imanın konusundan, mevzuundan, şartlarından, alakalarından bahsetmiyorum. saf ve soyut bir kavram olarak, “iman nedir?”

mesela şu an karşımda duran monitör için, “ben karşımda bir monitörün olduğuna iman ettim” diyebilir miyim?

elbette diyemem;

çok açıktır ki, beş duyu ile algıladığım veya akıl gözü ile görebildiğim(2×2=4 eder gibi…) mevzular, iman kapsamında değerlendirilemezler.

o hâlde; imanın, beş duyumuzun veya aklımızın kapsama alanı dışındaki bölgeyle ilintili olduğu sonucuna varabiliriz.

iyi de bu durumda sonsuz bir spekülasyona kapı açılmaz mı?

ne duyularımızla, ne de aklımızla ölçüm yapamadığımız; doğrulama, sağlama imkanı olmayan bir alan ve onun unsurları hakkında nasıl kabul veya red tavrına girebiliriz ki?

birilerinin bir takım metafizik iddialarını kabullenmek, absürd bir tavır olmaz mı? çünkü hepsi uydurma olabilir ve biz hayatımızı külliyen saçmalık olan şeyler uğrunda hebâ edebiliriz.

aynı şekilde o iddiaları inkar etmek de anlamsızdır; ya söylenenler doğruysa? ya da en azından doğruluk payı içeriyorlarsa?

dikkat ederseniz, tefekkürümüzün bu aşamasında son derece tuhaf ve can sıkıcı bir pozisyona düşmüş bulunuyoruz.

hemen üstadlardan yardım alalım; yoksa burada tıkanıp kalacağız ve işin aslını öğrenemeyeceğiz.

“hakkın şu sözünü duymadın mı: “inne fi zalike le zikra limen kane lehu kalb– şüphesiz bunda kalbi olan kimseler için öğüt vardır.” (kaf 37) buyurulmuştur, “aklı olan” denilmemiştir. çünkü kalbin aksine akıl sınırlıdır, kayıt(sınırlama) altına alır. bu hususu iyice anla.”(füsus-ul hikem’den)

“şimdi aklın şânı kayıtlama ve kalbin şânı mutlaklık olunca, kur’ân-ı kerîm, eşyâyı akıl ile idrâk etmek isteyen kimseler için öğüt ve nasîhat değildir. işte her şeyi akıllarıyla idrâk etmek isteyen zâhir âlimleri ile felsefecilerin, kalp ehli olan ulemâ-yı billâhı inkâr etmelerinin sebebi budur.(füsus-ul hikem, a.avni konuk şerhi)

şimdi füsus-ul hikem hazinesinden aldığımız ilimle yolumuza devam edelim.

hani imanla ilintili olan ve gerek beş duyumuzun gerekse aklımızın kapsama alanı dışında olan bölge vardı ya? şimdi anlıyoruz ki, aslında o bölge bizim için tamamen ulaşılmaz değilmiş. oraya “kalp” ile ulaşabiliyor hatta orada kalp ile gezinebiliyormuşuz.

demek ki, iman ve ona dair olan tüm unsurlar “kalbin” o bölgedeki avladıkları veya elde ettiği ganimetlermiş.

ancak “kalp” var, “kalp” var…

kimisinin kalbi herkül misaliyken, kimisininki de yatalak bir hasta olabilir; kalp sağlığı önemli vesselam!

yani;

iman, kalp ile yakalama; kalp ile avlama; kalp ile tespit etme; kalp ile algılama; kalp ile duyma; kalp ile görme işi imiş.

o zaman; bir kimsedeki iman, kalbinin sıhhati ölçüsüncedir; hükmünü verebiliriz. yani kişideki iman, kalbinin sıhhati ile doğru orantılıdır.

kalbi çürük, bozuk olduğu halde iman iddiasında bulunanlara gelince; onlar yalnızca dogmatiktirler, kuru taassup ehlidirler.

zira; akıl veya beş duyu zindanına kapatılmış bir kalbin “imanından” söz edemeyiz artık; edersek, putperestliğe düşmüş oluruz.

aklen görmek, ilimdir ki; onunla varlığın dış yüzüne, suretlerine nüfuz etmek mümkün olur.

kalben görmek, imandır ki; onunla varlığın özüne, hakikatine vâsıl olunur.

not: meseleyi imam-ı rabbani ekolüne göre ele alırsak, iş daha ince noktalara kaymaktadır. artık nasipse onu da başka bir yazının konusu olarak işleriz.

isnetus 01.01.2016 03:32 ~ 19:51

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu