İnkarcıların Kafasındaki Tanrı İmajı
Kimi zaman inkar yoluna sapmış kişilerin din ve tanrı hakkındaki serdettikleri görüşlere bakıyorum da ağzım açık kalıyor.
tanrıyı tam bir zorba, diktatör ve putin’vari yarı mafyatik bir evren düzeninin başı olarak tahayyül ediyorlar. beden yaşı itibariyle 30-40’larına gelmişler ama içleri çocuk kalmış; çünkü ilkokul çocuğu seviyesi bir tanrı anlayışından bir adım öte gidememişler.
ey inkarcılar!
şimdi gelin size işin aslını anlatmaya çalışayım. biliyorum anlamakta zorlanacaksınız ama en azından gayret edin; sonra çok istiyorsanız kaldığınız yerden inkarınıza devam edebilirsiniz.
evren makro ölçekte, insan ise mikro ölçekte ilahi isimlerin yansımalarından ibarettir. allah’ın zatının ise evren ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. ilahi isimlerden kasıt zattaki özelliklerdir. örnek: padişahın zatı onun bizzat kendisidir; isimleri ise onun vasıfları ve onun özellikleridir: başkomutan, başöğretmen olması, cömert olması, şefkatli olması, haddi aşanlara karşı şiddetli ve cezalandırıcı olması, zengin olması, akıllı ve dirayetli olması vs…
bu anlamda hem evren hem de insan allah’ın özelliklerini açığa çıkartacak şekilde tasarlanmıştır. allah’ın özelliklerinden biri de hikmet(hakîm esması) olduğu için, evren müthiş bir denge, matematik tabanlı bir sistem olarak zuhur etmiştir. dolayısıyla evrende asla bir gelişigüzellik göremezsiniz. tamamen kanun ve nizamların hakim olduğu bir düzen söz konusudur.
işte insan bu sistem içinde yaşar ve niyet, düşünce, söz, davranış ve fiilleri ile sisteme sürekli etki eder. yaptığı her etki için ise sistem ona geri dönüşte bulunur. eğer meselenin sırf bu yüzüne odaklanırsak tamamen mekanik işleyen bir düzenden bahsediyoruz demektir.
insan itikat, düşünce, niyet ve fiilleri ile evrene bir yayın yapmakta, evren ise o yayınları somutlaştırıp ona iade etmektedir. bu nedenle rahatlıkla insanın başına gelen her şeyin kendi elinden çıkmış olduğunu söyleyebiliriz. karşılaştığımız ve diyalogda bulunduğumuz insanların ve yaşadığımız olayların tamamı aslında kendi ürettiğimiz manaların karşımıza somut olarak çıkmasından ibarettir. evren asla taraflı değildir. kişiler veya tüzel kişilikler olan toplumlar hangi manaları üretip evrene saldılarsa, karşılarına çıkacak olan da ancak odur. mesela japonlar gibi insanlara korkunç zulümler yaparsanız, onun cezası atom bombası olur, gelir sizi bulur.
peki tanrı bu işlerin neresindedir?
dediğimiz gibi, tanrının zatı itibariyle evrenle ilişkisi yoktur. biz onun esmasının tezahürü olan evren denen sistem veya yazılım veya algoritma ile karşı karşıyayız gerçekte. örnek: piyasada bir maldan beş marka olsun. zaman içinde hem kalite olarak iyi hem de fiyat olarak uygun olan mal, yaygınlık kazanacaktır. o malın talebini yükselten nedir veya kimdir? klasik lisanla söylersek allah’tır.
dikkat ederseniz allah demekle aslında piyasa düzenindeki belirli bir kurala işaret etmiş olduk ve o kural evrensel makro düzenin bir uzantısı hükmündedir. makro düzen ise ilahi isimlere, isimler de zata bağlıdır. kısacası düzen son tahlilde allah ile kaim olduğu için, aradaki silsileyi atlayıp direkt allah deyip geçmiş olduk.
bu tavırda bir beis yoktur. ancak aynı zamanda çok yanlış anlaşılmalara vesile olup zihinlerde insansı bir tanrı imajının belirmesine de yol açabilir. tersi durumda ise, yani sadece işleyen düzeni görüp, o düzenin kurallarına uygun davranmakla yetinip, nazarımızı silsilenin son halkası olan tanrıya yani gerçek ve mutlak faile ulaştıramazsak, bu sefer de tanrıyı kaşla göz arasında yok etmiş oluruz ve bugünkü gibi bir materyalizm ortaya çıkar.
her iki sapma tavrı da aslında dar görüşlülükten ve kifayetsizlikten kaynaklanmaktadır. biri evreni ve işleyişini bilmediği için silsileyi es geçmekte ve direkt son halkaya atlayıp hayali bir tanrı anlayışına kapılmaktadır. diğeri ise evrenin kurallarını araştırayım derken onlara takılı kalmakta ve son halkaya ulaşamayıp inkara düşmektedir.
fatiha suresinin son iki ayetinde bu iki sapmadan bahsedilmektedir. daha doğrusu oradaki anlam katlarından biri de bu meseledir. sırat-ı müstakim yani dosdoğru yol ise hem evrenin kurallarını çözüp onlara riayet edebilmek hem de nazarı son halkaya yani tanrıya kadar ulaştırabilmektir.
not: elbette burada anlatılanlar konunun sadece bir yüzüdür. ancak diğer yüzlerin dahi anlaşılabilmesi için öncelikle bu yüzün çok iyi idrak edilmesi ve diğer yüzler için basamak yapılması gerekmektedir.




başımıza gelenler daim kendimizden kaynaklananlarsa
hayata çok kötü bi anne babayla başlayıp nice çileler çeken birinin bu başına gelenler , sonradan yapacağı kötülüklerin mukabili mi olur sanki bir yazıda ZAMANÜSTÜlükten bahsetmiştiniz. Önce sonra sırası yok. Aynı bu örnekteki gibi mı?
https://www.isnet.us/kader-bastan-belliyse-neden-cehenneme-gidecegiz.html
https://www.isnet.us/kaderin-diyalektigi.html
https://www.isnet.us/determinizm.html
Sorunuza cevap olabilecek nitelikteki İsnetus entrylerine ilgili linkler ve bağlantılı etiketlerinden ulaşabilirsiniz.
Not: Siteye yöneltilen sorulara ilişkin cevaplar bizzat İsnetus tarafından değil, site yönetimi tarafından yanıtlanmaktadır.