Tasavvuf ehli ile diğerlerini ayıran en önemli fark işte budur: itiraz etmemektir…
tasavvuf ehli için haklı-haksız yoktur.
şu yaşadığımız hayat ve hayat içinde başımıza gelenlerin tamamı…
hepsi de haktandır şuurunda olmak ve savaşa girişmemek…
“ama ben haklıyım…o şöyle şöyle yaptı…bana haksız yere böyle davrandı, kötülük yaptı vs…”
böyle diyorsan,
sana söylenen sözlere, yapılan davranışlara itiraz ediyorsan, zulme uğradığını düşünüyorsan hadi durma git mücadele et…savaş onlarla…hakkını söke söke al…
ama böyle yaparsan bil ki, ebediyen emmare bilinçte çakılı kalırsın.
başına gelen her şeyi, sana yapılan her davranışı, haksızlığı, zulmü, kötü sözleri haktan bilir ve gönül hoşluğu ile karşılarsan tamamdır. sen ufak ufak anlamaya başladın artık meseleyi…
yalnız burada dikkat edelim!
bu sözlerin hepsi bâtının hükmüdür.
kuralımız neydi?
zâhir ile bâtın iki denizdir. aralarında perde vardır. birbirlerine karışmazlar.
yani bizler zâhirde ne yapılması gerekiyorsa elbette onu yaparız. karşılaştığımız olaylara diğer aklı başında insanlar nasıl tepki verirse, biz de aynen öyle davranırız. ancak gözlerimizi yumup kendi kendimiz ile başbaşa kaldığımızda tüm gerçeği itiraf ederiz. dış yüzden diğer insanlarla aynıyız ancak kalbimiz onlarınkinden çok başka.
başımıza gelenlerin hepsi bize rabbimizin muamelesidir. o, evrende saat gibi işleyen kusursuz bir mekanizma kurmuştur. başımıza gelenlerin hepsi bizim layık olduklarımızdır. kendi bilincimiz ile yüzleştirilmemizdir. hayat, ilahi bir mahkemenin duruşmasıdır adeta. eğer gelen her şeyi hoşnutlukla karşılarsak bizim için ilaç hükmünü alırlar. itiraz edersek de hastalığımızı iyiden iyiye azdırırlar.
unutmayalım! emmare bilincin en büyük göstergesi çatışmadır. niçin? çünkü diğerleri varsa çatışma da vardır. diğerlerini kaldırırsanız çatışma da biter.
ecnebi bir filozof “diğerleri cehennemdir” demiş. bu hikmeti sezmiş azıcık sanırım.



