
“Allah havva’nın kendisinden çıktığı adem’deki yeri, Havva’ya arzu ile doldurmuştur. çünkü varlıkta boşluk kalamaz. allah o boşluğu arzu ile doldurduğunda, adem kendisine özlem duyar gibi Havva’ya özlem duymuştur. çünkü Havva kendisinden bir parçaydı. havva da kendisinden geldiği vatanı olduğu için, Adem’e sevgi duydu. şu halde Havva’nın sevgisi vatan sevgisi, adem’in sevgisi nefsini sevmesidir. bu nedenle erkek, kendisinin aynı olduğu için, kadına sevgisini gösterebilirken, kadına ise erkekleri sevmede hayâ diye ifade edilen güç verilmiştir. böylelikle gizleme gücü artmıştır.”
fütuhat – c1,s360 -muhyiddin ibn arabi
kadın, allah’ın tekvin sıfatının mazharıdır. bu nedenle kadında allah’ı müşahade en kamil müşahade olduğunu beyan eder muhyiddin ibn arabi hz.
kadın mülk(madde) aleminden , erkek melekut aleminden halk edilmiştir. bu sebeple erkek de akıl yönü ağır basarken kadın da duygular ağır basar. erkek manaya yönelirken ,kadın maddeye yönelir. kadındaki dünya sevgisi , maddiyat sevgisi , gösterişli eşya sevgisi , altın , takı sevgisi bu sebeple ağır basar. erkek ruhtur, kadın ise nefs . erkek etkendir , kadın edilgen.
kadınların kemal derecesine ulaşması erkeklere göre daha zordur. Resulullah efendimiz” erkeklerden bir çoğu kemale ulaşmışken kadınlardan ise meryem ve asiye buna ulaşmıştır ” buyurmuşlardır.
kadının fiillerinden yaratılan melekler(enerji alanları) , erkeklerin fiillerinden yaratılandan daha güçlüdür. kadının şehadet(madde) alemindeki tesiri ve himmeti daha kuvvetlidir. evet kadının tesir gücü erkeğe göre şehadet aleminde daha açık ve belirgindir.
Resulullah efendimizin hanımlarından ikisinin Resulullah efendimize karşı yaptıkları anlaşma ve dayanışma neticesi inen ayette o kadınlara karşı Allah kendisinin , meleklerin ve salih müminlerin Resulullah efendimizin yanında olduğunu zikreder. muhyiddin ibn arabi hz. bu ayette kadının gücünün karşısında bütün bunların zikredildiğini belirtir.
Resulullah efendimiz ” bana dünyanızdan üç şey sevdirildi , kadınlar , güzel koku ve gözümün nuru namaz “buyurmaktadır.
kadında Allah’ı müşahade en kamil müşahade olduğundan Allah , Resulullah efendimize kadınları sevdirmiştir ki müşahadesi kemal bulsun.
Allah , insan için yine insan sureti üzere başka bir şahsı üretti ona da kadın adını verdi. kadın kendi sureti üzere zahir olunca ona müştak oldu. bu hal bir şeyin kendi nefsine iştiyak duymasıdır. kadının erkeğe vurgunluğu da bir şeyin kendi yurduna düşkünlüğüdür.şu izahımıza göre insana kadın sevdirildi. çünkü Allah da bizzat kendi sureti üzere halk ettiği kimseye(âdeme) muhabbet gösterdi.
füsusu’l – hikem , muhammed fassı – muhyiddin ibn arabi (k.s.)
şu duruma göre hak , erkek ve kadın olmak üzere bir üçlük meydana geldi. bu arada erkek , kadının kendi aslına iştiyakı kabilinden olarak o da kendi aslı olan rabbi’ne müştak oldu. şu halde allah kendi sureti üzere olan kimseyi sevmekle beraber ona da kadını sevdirdi. o halde erkeğin muhabbeti hem kendi parçası olan kadına karşı hem de kendisini yaratan hakk’a karşı oldu. işte bunun için hazreti peygamber ‘ bana kadın sevdirildi ‘ buyurdu. çünkü kendi sevgisi ancak rabbi’nin suretiyle ilgili olduğundan kendi nefsinden bahisle ‘ ben sevdim ‘ demedi. bu suretle kendi kadınına karşı olan sevgisini bile allah’a nispet etti. çünkü hazreti peygamber kadın sevgisini , allah’ın kendi sureti üzere olan insana sevgisi gibi, ilahi ahlaka uymak için dilemiştir.”
füsusu’l – hikem ,muhammed fassı – muhyiddin ibn arabi
“erkek kadını sevdiği için vuslat istedi. yani muhabbetteki vuslatın gayesini diledi. unsurlardan ibaret olan bu yaratılış suretinde nikahtan daha büyük bir vuslat yoktur. bundan dolayı şehvet duygusu vücudun bütün zerrelerine yayılır ve bu sebeple insan vuslatı müteakip gusül etmekle emrolunmuştur. bedende şehvet hasıl olunca insan nasıl umumi bir sarsıntı ile kendinden geçiyorsa temizlik ve yıkanma mecburiyeti de o nispetle umumi oldu. çünkü allah , gayreti yönünden kulun kendisinden başkasıyla zevk ve lezzet duymasını istemez. şu hale göre insan (zevk ve şehvetle) kendinden geçtiği diğer bir insan vücudunda hakkı görmek ve ona dönmek için bedenini gusl ile temizler. çünkü bundan başka bir şey olmaz. erkek (sevgi esnasında) hakk’ı kadında görürse onun bu görüşü münfailde(edilgin) olur. fakat kadın kendisinden zuhur etmiş olması bakımından hakk’ı kendi nefsinde onu failde(etkende) görmüş olur. erkek kendisinden zuhura gelmiş plan şeyin suretini hatırına getirmeden hakk’ı kendi nefsinde görürse bu görüş münfail ve vasıtasız olarak hak’tandır.
şu halde erkeğin hakkı görüşü kadında daha tam ve kamil olur. çünkü o hakkı hem etken hem de edilgin olması bakımından görür. kendi nefsinden görüşü ile bilhassa erkeğin edilgin olması dolayısıyladır. işte bu sebeple hz. peygamber hakk’ın kadında bu tam görünüşünden dolayı kadına muhabbet etti. çünkü hak , maddeden ayrı olarak ebediyen görülmez. zira allah , zatı itibariyle alemlerden ganidir.
demek ki hakk’ı görüş bir bakımdan imkansızdır ve görünüş ancak madde de mümkün olacağından hakk’ın kadında görünüşü şuhudun(görüşün) en büyük ve mükemmel derecesidir. vuslatın en büyüğü ise kadın ile erkeğin birleşmesidir. çünkü bu , hakk’ın kendisine bir halife seçmek için kendi suret üzere yarattığı mahluka karşı gösterdiği ilahi teveccühün karşılığıdır. adem bu vuslatta kendi nefsini görür. allah adem’i tesviye ve tadil ile kemale erdirdi.ilahi nefesi ile kendi ruhundan ona üfledi. böyle olunca adem’in zahiri halk(madde) , batını hak oldu.
füsusu’l hikem , muhammed fassı – muhyiddin ibn arabi



