
Kobra
Hint yogacıları ilimlerini kobralardan almışlardır. bu yüzden yılanı bilgeliğin simgesi olarak görürler. yogilerin efendisi shiva’nın boynunda kolye olarak bir yılan vardır. gizemin, bilgeliğin işaretidir.
tropikal ülkelerin ormanlarında, özellikle hindistan’da, altı hafta uyuyan kobralar vardır; ve sonra bir gün kobra uyanır ve çok aç olduğu için avlanmak ister. avını beyin yayını ile çeker kendine. avını kilometrelerce öteden çeker yanına. kobranın beyni o kadar yoğun bir manyetizma üretir ki, av çaresizce çekilir ona doğru; hatta bu çekim o kadar tesirlidir ki, kimi zaman ağaçtan doğrudan ağzına düşüverir fare. yılan çaba göstermez. sadece beyniyle manyetizma üretir ve yemeği ağzına gelir ve sonra tekrar altı hafta uykuya yatar.
kobra o kadar çevik bir hayvandır ki, adeta kanatları olmadan uçar. ayrıca hastalıkla hiç alakası olmayan bir hayvan varsa yeryüzünde o da yılandır. asla hasta olmaz. hastalanmadan önce ölür; ancak ömrü uzundur. tropik ortamlarda yaşayanlar kobraların on iki yıl sonra dahi intikam alabilecekleri söylerler. bir kez bir kobraya çarparsan, her zaman hatırlayacaktır. bu onun hafızasının, zihninin gücünü gösterir. ulvi müzikten zeki insanlar hoşlanırlar. aynı şekilde kobralar da müzikten tesir alırlar. bir kimse ne kadar akılsızsa, müzik ona o kadar az çekici gelir; müzik zeka ile yakından ilişkilidir. bu, kobrada zekanın, bilgeliğin ve gücün tüm belirtilerinin mevcut olduğu anlamına gelir.
hint mistikleri kobranın hayatını incelemişler ve onda iki harika özellik keşfetmişlerdir. birincisi, enerjisini boşa harcamamasıdır. kuşlar yorulana kadar uçar. diğer hayvanlar oradan oraya koştururlar; ama kobra bunu yapmaz. yaşadığı bölgede bir deliğe girer. istirahat etmenin en iyi yolunu bilir. biz bunu yapamayız. biz insanlar, tüm canlılar arasında, istirahat hakkında en az şey bilenleriz. biz sadece çalışmayı biliyoruz, dinlenmeyi değil. çalışmaya çok önem veririz ama asla hakkını vererek dinlenmeyi bilmeyiz. bunun nedeni, istirahati atalet olarak görmemizdir. ne yazık ki, bizler istirahatin ve sükunetin önemini anlayamıyoruz.
kobranın derisi çok yumuşak ve ipeksi bir dokuya sahiptir ve zamanı gelince derisini değiştirip yeniden doğmuş gibi olabilir. mistikler yeniden doğmayı ondan öğrenmiştir. “kobranın derisinden çıktığı gibi biz de vücudumuzdan çıkmalıyız; tıpkı kobranın derisinden çıktığı gibi düşüncelerimizden, fikirlerimizden, duygularımızdan arınabilmeliyiz. kobra gibi biz de aynı şekilde istirahat edip, sükunete ermeli ve rahatlayabilmeliyiz” derler. işte o zaman her şey kendiliğinden ayağımıza gelir ve arzu ettiğimiz her şeye kavuşuruz.
insan da kobra gibi sakin kalıp rızkı için endişelenmeseydi, rızkı ayağına gelirdi. sadi şirazi’nin dediği gibi, “ey nefsim, ihtiyacın olan şeyler için fazla endişeleniyorsun; ama bil ki, sırf ihtiyaçları için çalışan kişi, sürekli onlara çalışıyor demektir. boşuna endişeleniyorsun; çünkü seni sürekli endişelendiren sendeki hırstır. hırs ise ağır bir manevi hastalıktır”.
-hindistan’da çeştiyye ekolüne bağlı inayet han’ın bir eserinden çeviridir-


