La Havle ve La Kuvvete İlla Billah
Sana zulüm eden kişi hakikatte bir enstrümandır. arif ona derler ki, her varlıkta hakkı görür, enstrümanı görmez.
nitekim beyazıt bestami hazretleri buyurmuştur ki, “ben bunca yıldır halkla konuşmamışım, halkın sözünü duymamış, işitmemişimdir. halbuki halk, beni kendileri ile konuşuyorum, onların sözlerini dinliyorum zanneder”
görünüşte enstrümana bakar gibi yapsa bile, bu bakış bilgisizlikten değildir. öyle icab etmiştir. öyle gerekmiştir.
duvar çiviye “niçin beni yaralıyorsun?” der. çivi de “bana değil, beni çakana bak!” diye cevap verir.
(mesnevi’den)
not: madem karşımıza çıkan her varlık hakkın bize bir kelimesidir; bize bir mesajıdır ve karşımızda ondan başkası yoktur. öyleyse her sorunumuzu ona arz edelim. her çözümü ondan dileyelim ve bekleyelim. birer enstrüman olan halka değil ancak onu çekip çeviren hakka iltifat ve müracaat edelim.
zâhir ve bâtının aralarında perde olan iki deniz olduğunu ve birbirlerine karışmadığını unutmayalım. yani zâhirde yapılması gereken her neyse onu yapalım ama içimizden sadece allah’a yönelelim ve çözümü ondan bekleyelim.
zâhirde yapıştığımız sebepler hiçtir. onlardan bir şeyler beklemek pavlov’un köpeklerinin zilden et beklemesi gibidir.
hakkı bilmeyen ve inkar eden kişi dahi alacağını ancak hakktan alır; sebeplerden almaz. hakk onlara da verir rahman ismi gereğince. ancak böyleleri nihayette gazaba uğrarlar. allah’ın rahim isminden uzak düşerler; yani allah onlara şefkat ve merhamet göstermez. verdiğini de gazap kapısından verir. zaten onlar da elde ettikleri nimeti, “çalıştık kazandık, tırnaklarımızla kazıyarak bu noktalara geldik” diye kendilerine mâl ederler.



