Laikliğin bir de kişisel yaşantı ve şuur boyutunda karşılığı vardır.
beklenenin aksine, politik argüman olarak laikliğe karşı çıkan pek çok kimsenin günlük hayatında ve kişisel şuur planında düpedüz laik olduğunu görürsünüz.
peki ne demek oluyor bu?
kişinin günlük hayatına bakınız; en katı materyaliste taş çıkartırcasına bir yaşantısı vardır. her işini zahiri ilişkilere bağlamıştır ve içyüz boyutuna nazarı asla erişememektedir. bu yüzden zahiri ilişkileri ayrı, dini de ayrı olarak değerlendirmektedir.
geçenlerde bir arkadaşım çevresinin birden bire ona ona karşı hasmane tutum takındığını, hatta düşmanlık yaptığını söyleyip dert yanıyordu. bıraksam onlara saydırmaya devam edecekti; ama ona bazı hakikatleri hatırlattım. bunun üzerine o arkadaşım itiraf etti: “evet geçenlerde gaflet nedeniyle büyük bir yanlışa düştüm ve onun sonucunda manevi bir düşüş yaşadım. o manevi düşüşüm ise birdenbire çevremin aleyhime dönmesiyle sonuçlandı” diyerek karşılaştığı durumu hakikat yönünden yorumlamayı başarmış oldu.
evet arkadaşlar ister inanın ister inanmayın, dünyamız(bizim algımızdaki dünya, öznel dünyamız) tamamıyla kendi iç alemimizin(bilinç ve bilinçaltımızın) zâhire çıkması ve somutlaşmasından ibarettir. ancak unutmayalım, burada büyük ölçüde belirleyici olan bilinçaltımızdır. bilinçaltımız da uzun süreli ve tekrarlı yaptığımız işlerle inşa olur. herhangi bir düşünce, niyet ve fiil uzun süre bizde kalır ve kökleşirse işte ancak o zaman madde planına çıkma şansı bulur. yoksa gelgeç düşüncelerin madde planına çıkma fırsatı olmaz. onlar sabun köpüğü gibi sönüp giderler ve bilinçaltına inip kökleşme şansı bulamazlar.
kötü düşünce, niyet, söz ve fiillerimiz anında kötü bir hadise olarak karşımıza çıksaydı, ne kadar feci olurdu değil mi? ancak ısrarla ve sürekli devam ettirilen kötü haller bilinçaltında kökleşecek ve sonunda yeryüzüne de çıkma, dal budak verme ve zakkum meyvelerini sunma şansı bulacaklardır. yani bize dünyanın çeşitli olumsuz olayları, belalar, fakirlik vs. şeklinde geleceklerdir.
bir siyasi argüman olarak laikliğe karşı çıkmak çok kolaydır. peki ya kişisel hayatımızda ve şuur olarak din ve dünya ayrımına gitmeden, bütünleşik bir evren algısı ile hareket edebiliyor muyuz? maalesef düşük şuur seviyesinde bu tavır mümkün değildir; zira o aşamada din evrenin düzeni, sünnetullah bilgisi olarak değil, egonun acziyetini telafi mekanizması olarak görülmektedir.
buna göre öznemiz zor duruma düştüğünde tanrı onun imdadına yetişecektir. düşmanlarına karşı da yine onun tarafını tutacaktır; çünkü o şahıs iyidir, diğerleri ise hep kötüdür. bu seviyede “hizmetçi tanrı”, “imdada koşan lamba cini tanrı” anlayışı söz konusudur. işleri yolunda gittiği müddetçe de hiç lazım olmaz o tanrı; unutur gider ve dünyaya sonuna kadar bağlanır. bir de dogmatik din seviyesi vardır ki, dillerinden allah-peygamber lafzı hiç düşmese de esasen onlar laikin en hasıdır. söylemde dinci, hayatta ise en katı materyalisttirler. paraya olan düşkünlüklerinden tanıyın onları. neyse şimdilik bu konuya fazla girmeyelim; uzun mesele…başka bir yazıda ele alırız onu da nasipse.



