Bizde “meczup” deyince anlaşılan mana belli. halbuki meczup cezbedilmiş, çekilmiş demek… nereye?… elbette hakkın huzuruna…ancak o alemin gerekleri ile bu alemin gerekleri oldukça farklı. arada dengeyi sağlamak da her babayiğidin harcı değil. bu dengeyi sağlayamayanlar veya yeterli derecede sağlayamayanlar değişik sorunlar yaşayabiliyorlar. cezbeden sonra süluk da yapmayı başaranlar yani nefsini terbiye etmeyi başaranlar ise kibrit-i ahmer’dirler. cezbenin başta olması mahbubiyet(sevilmişlik) alametidir. mahbubların(sevilmişlerin) reisi peygamber efendimizdir.
daha önce başka bir vesile ile vermiştim ama olsun…bir kez daha okuyalım…böyle de deliler varmış, görelim…
“ben dünya kürresi, türkiye karyesi ve urfa köyünden, el-aziz tımarhanesi sakinlerinden; ismi önemsiz, cismi değersiz, kimsesiz bir abdi acizim. ömrümün ahir deminde misafiri azrail’i beklerken, başhekimlik üzerinden hâkimler hakiminin dergahı uluhiyetine son arzuhalimdir:
ben gam deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında padişah yapılmışım.
meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım. benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır.
ruhum aşık-ı hüda mahbubperesttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gelgittir. aylar geçti, tek temizliğim gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. yani içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.
ol resul-i zişan ve sultanı dücihan: cenabı allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; erkekleri kadınlar, kadınları erkekler için yarattığını hadisleriyle haber vermiştir. peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin. allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; o in’am etti sen nankörlük edersin; o ikram etti sen inkar edersin; o ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane dersin!
bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.
kur’an’ı geldiği yere, yine kur’an’ı getiren geri taşısın. madem ki ahkamı kalmadı, kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?
ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin rabbi!
ey, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!
ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!
ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!
bense garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi.
her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, elimde yegane sen kaldın!
sen ki bu kainatı bir anda var edersin,
sen ki bu kainatı bir anda tarumar edersin,
istersen bir kulunu kainata yâr eder, istersen onu karıncaya bile ar edersin. neden beni kudret-i kuvvetini bilmezlere muhtaç ve rezil edersin?
haktan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden burak bineği, rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi, kainatın fahri ebedisi, ahir zaman nebisi ve mehdisi, levhi mahfuzun tercümanı ve tebliğcisi, efendiler efendisi hz. muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in mahbubiyetini mi istedim?
nebilerin atası hz. ibrahim’in haliliyetini mi istedim?
hz. süleyman’ın saltanat ve servetini ,
hz. musa’nın cesaretini,
hz. isa’nın ruhaniyetinimi istedim?
hz. ebu bekir sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini,
hz. ömerül faruk’un teslimiyetini,
hz. osman’ı asalet ve sehavetini,
hz. ali murtaza’nın ilmini mi istedim? senden mülk-ü hâkimiyet, şan-ü şöhret, mal-ü servet mi talep ettim?
senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur istikamet diledimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim! çünkü hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, ben sadece mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecektim!
ben senden sadece seni istedim;
demek ki pahası yüksekmiş aklımı kaybettim. elbet vardır hikmeti ki bu kuluna böyle edersin. aile efradımı, akl-ı izanımı alıp beni hicrana saldın. ama yine de şükür; ya akıllı kalıp hain ve hilekâr olaydım.
ya varlıklı kalıp zalim ve sahtekâr olaydım.
ya âlim ve saygın kalıp riyakâr olaydım.
ya arkalı etraflı kalıp azgın ve zulümkar olaydım.
ya sağlıklı kalıp sapıtmış ve vicdansız olaydım!
bu derd-ü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır.
malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli bezenli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu. ne huzurlu seyahatlerim ne de seyranlarım oldu. lezzet ne imiş tatmadım; ama şikâyet kötü bir şeydir onu da yapmadım.
beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin ama aklımı alıp kulunu bîkarar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!
şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ayırma.
umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın. zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın şirk olduğunu buyurmuştun.



