Her insan bir esma(ilahi isimler) terkibidir; dolayısıyla her insan küçük veya büyük bir hazine sandığı üzerinde oturmaktadır. ancak o hazine sandığının kapağı açılmadığı müddetçe herhangi bir istifade söz konusu olamaz.
tabii ki bizim burada bahsettiğimiz insandaki potansiyelin hakiki manada açığa çıkması ve insanın asli yaratılış gayesi doğrultusunda faaliyete geçmesidir; yoksa insanın kendindeki potansiyeli çok dar ve hasis dünya emelleri için istihdam etmesi; para, makam mevki ve sair düşük emeller için çalışması değildir.
insan, gerçekte iman ve marifet tahsil etmek için dünya denilen ortama, okula gönderilmiştir. dünyanın en iyiyle ve en kötüyle iç içe geçmiş ortamı, diyalektiğin işlemesine ve bilincin yükselmek için jet yakıtına kavuşmasına neden olur. dünya gibi sefil ve de sefih bir yer mevcut olmasaydı allah’a yakınlık kazanamazdık.
yolun en zor kısmı başıdır. amerika’lı bir iş adamı ve yazarın dediği gibi, “en zoru ilk bir milyon doları kazanmaktır”
bunun sebebi, nefs-i emmare denilen şuurun ilk basamağını geçmenin çok güç olmasıdır. nefs-i emmare denilen basamakta şuur, egosu/benliği itibariyle kendini bağımsız ve güç sahibi bir varlık olarak görür. allah’a karşı “sen sensin, ben benim” diye meydan okuyan bir varlıktır nefs-i emmare. bu haliyle tam bir nemrut, tam bir iblistir. hal lisanıyla bir nevi ilahlığını ilan etmiş konumdadır.
işte tam bu noktada büyük bir kısır döngü başlar. böyle bir kimse hakikat yoluna girse bile aslında girmiş sayılmaz; çünkü öz bilinç itibariyle o yola girmekten gayesi bile daha çok güç, daha çok şan şeref elde etmektir. kısacası, ilahlığını izhar etmek ve cümle alemce kabul görmek istemektedir. bu kimse kendine müslüman ve derviş dese bile gerçekte derviş kılığına girmiş bir ilahtır; kuzu postuna bürünmüş kurttur.
ilim öğrenir, namaz kılar, kuran okur, zikir çeker, daha nice nice ibadetler yapar; lakin hepsi boştur. öğrendiği ilim, ilahlığını güçlendirir; çektiği zikir kendine bir övgüdür, ettiği secde kendi benliğinedir. bir de bunların siyasi versiyonları vardır ki, düşman başına: islam davası kılığında güç elde etmek isterler; iktidarı ele geçirerek tanrı kral olmak amacındadırlar. etraflarına kendi benzerlerini toplarlar. aralarında katı bir hiyerarşi oluşur; tanrılar hiyerarşisi. egolarının gücüne göre dizilirler. bir köpek sürüsüne bakın; aynen onlarda gibi bir ısırma, ısırılma hiyerarşisi görürsünüz. en büyük ilah diğerlerinin hepsini ısırabilir. egosundan kurtulmuş biri onlar indinde bir değer taşımaz. onlara göre ısıramayan birinin değeri yoktur çünkü. ancak merak etmesin onlar, eğer gerek görürlerse hakikat ehli en güzel şekilde ısırmasını da bilir; daha doğrusu ısırma emülasyonu yaparlar; pek de güzel yaparlar.
bu nefs-i emmarenin hallerini anlata anlata bitiremeyiz. insanların kahir ekseriyeti bunlardan oluşur deyip kısa keselim sözü. asıl meseleye gelelim: nasıl kurtuluruz bu nefs-i emmareden ve kendimizi ilah olarak değil, kul olarak gerçekleştirmenin yolunu buluruz?
önceden de belirttiğimiz gibi hiçbir amel, ilim nefsi emmareyi durduramaz. hepsini sahiplenir ve kendine mâl eder emmare. veciz halde ifadesi de şudur: “hiçbir sorun onu üreten bilinç seviyesinde çözülemez”
peki nasıl yapacağız?
bir hakikat ehli bulup onun sözünü dinleyeceğiz. onun sözünü kendi görüşümüze tercih edeceğiz. bu işi kendi kendimize yapabilseydik, çoktan yapmış olurduk değil mi?



