Mustafa Kemal Atatürk 2
“Az gelişmiş toplumlar, kendilerine çeşitli kahramanlar yaratır ve onlara tapınır; gelişmiş toplumlarda ise kahramanlara ihtiyaç yoktur, kolektivizm vardır.(alexis de tocqueville-okunuşu aleksi dö tokvil)
önce şu hükmü başa alalım ki, safımız belli olsun.
mustafa kemal, bize hep itelenmeye çalışıldığı gibi bir masal kahramanı değildir. onu ilginç yapan sahip olduğu görüşleri değil, uygulamadaki radikalliğidir.
peki neden görüşleri ilginç değildir?
çünkü bu görüşlerin tamamı, son dönem osmanlı aydınları arasında uzun yılllar boyunca tartışılmış ve üzerinde belirli mutabakatlara varılmış fikirlerdir. hiçbiri gökten bir anda mustafa kemal’in kalbine inmemiştir.
osmanlı ilk defa batı karşısında yetersizliğini hissetmeye başladığında idari yapıda batı modeline göre değişiklikler yapmaya başlar ama eski yapının unsurlarına da pek dokunmaz. 19. asır eskiyle yeninin beraber yaşadığı bir ortamdır. dolayısıyla aralarında çok ciddi bir sürtüşme yaşanır. ancak eski her geçen gün kan kaybederken, yeni gümbür gümbür gelmektedir.
cumhuriyet dediğimiz olgu, işte bu eskiye ait paralel yapıya atılan son bir tekmedir, vurulan darbedir. bu darbeyle eskinin canı çıkmıştır zaten.
evet cumhuriyet, eski yapının ve unsurlarının dünyada örneği görülmemiş bir radikallikle ve hırsla, tasfiye ve imha etme operasyonudur.
peki bu operasyon haklı mıdır?
eski yapı öylesine çürümüştür ki, ortadan kaldırılması bir zorunluluk olmuştur. bu gerçeği kimse inkar edemez. ama işin diğer bir vechesi daha var. tamam eski binayı yıktın ama yerine ne koydun?
cumhuriyet eskiyi yıkmada eşsiz bir maharet gösterirken, yeniyi inşa etmede derin bir hayal kırıklığıdır. çok basit bir hikmet, “sonsuz olan yanlışı ayıklayarak, tek olan doğruya ulaşamazsın”. zaten onların ne böyle bir niyeti, ne de böyle bir vizyonu vardı. onlar basitçe eskiyi yıkıp, yerine batı modelinin tıpkısının aynısını kurmak istiyorlardı. hem de, emir komuta yöntemiyle.
ama “kırk yıllık kâni, bir anda olamamıştır yâni”. bin yıl boyunca bambaşka bir medeniyetin hassasiyetleri ile yoğrulmuş bir milleti sen öyle döverek, söverek başka bir kılığa sokamazsın, bünye kabul etmez. bu stres eninde sonunda patlak verecektir. nitekim vermiştir de..akp olarak.
çözüm topyekün bir medeniyet inşasıdır, kendi ruh köklerimize dönerek.
önce ruh boyutunda, marifet alanında fetihlerde bulunarak.
her şeyden önce marifet(ruhun Allah bilgisi) gelir. bu marifet bir derece somutlaştığında bir nevi felsefeye ve dünya görüşüne dönüşür. dünya görüşünün materyalize olması ise hayat tarzını oluşturur.
işte bizim buna ihtiyacımız var. yepyeni bir medeniyet inşasına…alternatif bir hayat tarzına…maymunvari bir taklitten değil, kendi ruh köklerimizden filizlenmiş…
bizim “büyük doğu”ya ihtiyacımız var.
yeninin hakikatine.



