Ruh, aslen temiz bir varlıktır. dünyaya ve bedene bağlanmakla, arızî(yüzeysel) bir kirlenmeye uğrar ve kendini unutmak derecesinde gaflete düşer. çöpe düşmüş altın mesabesindedir.
bir arifin sohbeti ile, onun ruhun kulaklarına gerçeği fısılması ile, kendine gelir, kendini hatırlar ve asıl vatanına doğru dönüş yapıp, yükselişe geçer ve kirinden pasından kurtulur. aşk ateşinde arınır.
ancak nefs öyle değildir. o, 72 şeytan gücünde korkunç bir canavardır. terbiye edilmesi, küfründen, inadından döndürülmesi sonsuz bir gayret ve sabır gerektirir. iyilikten kesinlikle anlamaz. mesela oruç gibi bir sopa olmadan, asla yola gelmez.
bir kimsenin nefsi tezkiye olmamışsa, küfründen vazgeçmemişse, o kimse taklit mertebesinde kalır ve yaptığı her iş şekil ve suret itibarıyladır.
mesela, nefsi imana gelmemiş bir kimsenin imanı, ancak imanın suretidir, hakikati değildir. kıldığı namaz da hakiki namaz olmaz.
vakıa suresinde sayılan üç tayfadan,
kitabı soldan verilenler, inançsızlardır.
kitabı sağdan verilenler ise taklit mertebesindeki müslümanlardır. bunların kalbinde iman vardır ama nefsleri iman etmemiştir. bunlar cennete girerler ama cennetin dahi suretinde kalırlar.
mukarrepler(yakınlar) ise hem kalpleri, hem de nefsleri imana gelmiş hakikat ehlidirler.
temel bir prensip olarak, ruh aşk ateşi ile arınmadan, vatanına dönüş yapıp huzur-u ilahiye yükselmeden, nefsi tezkiye işlemine geçilmez. zira, ruh nurlarının kalkanı olmadan nefs tezkiyesi, hem imkansıza yakın zorluktadır, hem de çok tehlikelidir. şeytanların istilasına uğramak işten bile değildir.
islam ve iman nurlarından uzak olan spritüalistlerin ve istikametten ayrılmış bir kısım tarikat ehlinin başına gelen de aynen budur.
eğer bir yerde islamın temel ölçülerine muhalefet görüyorsanız, biliniz ki, orası artık şeytanların istilasına uğramıştır.



