
Osman Pamukoğlu
Askerliğim esnasında bir albay’ın yazıcılığını yapmıştım. evet odasına girdiğimde karşısında hazır olda idim, saygılıydım ama albay bir türlü memnun olamıyordu çünkü gözlerime baktığında diğer askerlerde hep görmeye alıştığı o pırıltıyı göremiyordu.
ben neden ona hayran hayran bakmıyordum?
sıkıntısı buydu.
halbuki diğer askerler ona sanki panteondan inmiş tanrıymışçasına bakıyorlardı.
zahiren bir asker olarak yapmam gerekeni yapıyordum ama ona özellikle bir saygım yoktu. çünkü özellikle saygı duyulacak bir yönü yoktu. hatta bana göre kimi yönleri çok vasat ve de komikti.
orada sayısız subayla diyaloğum oldu. bütün bu temaslar sonucunda bende doğan genel intiba şu oldu: binbaşı rütbesine kadar olan askerler az çok dünyadan haberdar ama hafif amerikan tarzı üzerlerine sinmiş haldeydiler.
binbaşı rütbesinin üstü olanlar ise dünyadan kopuk, teknolojiden anlamayan; ne batıdan, ne doğudan, ne de kendinden bile haberi olmayan, pek de vasıflı sayılamayacak kimselerdi. (gerçi kurmaylara denk gelmedim, hepsinin günahını almayayım)
sonuç:
akademisyenleri gördüm; bunlardan bir halt olmaz.
memurları gördüm; bunlardan hiçbir şey olmaz.
askerleri de gördüm; siz en iyisi kışlalarda vazifenizi yapın, beni de daha fazla söyletmeyin.
velhasılı kelam, politikacı çekirdekten, partilerin mahalle teşkilatından pişe pişe yetişmeli. bizzat sahada kendini ispat etmiş olmalı.
akıl+zeka+yetenek+liderlik vasıfları+çekirdekten yetişme= iyi siyasi lider



