Papağana, “dostum sen de hep aynı şeyleri tekrar edip duruyorsun” demişler.
papağan, “anladığınızdan bir emin olsam, başka konuya geçeceğim elbet” diye cevap vermiş.
ben de belli prensipleri tekrar tekrar değişik vesilelerle ve değişik bağlamlarla verdim. öyle anlamayan belki böyle anlar diye; ama anlamayan yine anlamıyor…yapacak bir şey yok maalesef.
insan 20’li yaşlarda iken dünyayı kurtarmak istermiş. 30’lu yaşlara gelince ülkesini kurtarmaya razı olurmuş. 40’lı yaşlarda ise “aile ve çevremi kurtarsam yeter” dermiş; ama en büyük açılımı 60’lı yaşlarda yaşar ve kendinden başkasını kurtarmasının mümkün olmadığını nihayet idrak edermiş.
marifet, sözü edilen idraka 60 yaşına gelmeden önce ulaşmak. yoksa iş işten geçtikten ve ömür son demlerine geldikten sonra anlamışsın ne fayda…
evet dostlar…dünyayı, ülkeyi, çevremizi, ailemizi değiştirme sevdamızdan vazgeçelim; çünkü mümkün değildir. kendimizi paralamaktan başka sonucu olmaz bu tür çabaların.
iyisi mi biz mümkün olanla yetinelim ve yalnızca kendimizi değiştirme yolunda emek sarf edelim. kendi bilincimizi kemal noktasına kadar yükseltmeye çalışalım. ancak bu noktada çok ilginç bir sır yatmaktadır. kendini değiştirmeyi başaran insan, bir ölçüde dünyayı da değiştirmiş olmaktadır. işte yol budur…



