Rol yapmak zorunda kalmak, yalnızca akıl yönünden bir açılım ve inkişaf elde edip sair beşer kemalatından yana nasipsiz kalmaktan ileri gelir.
kişi felsefe, mantık, ilim ve tefekkür ile meşgul ola ola, bir ölçüde aklını keskinleştirmeye muvaffak olur. bu sayede aklın vereceği bir tür alacakaranlık aydınlıkla bir çok çözüme ulaşması mümkündür. böyle bir kimse akılla idrak ettiği kemalata kendini uydurmaya çalışır ve topluma da kendini böyle takdim eder. her ne kadar toplum indinde olgun/kamil bir kimse olduğu yönünde bir algı oluştursa da gerçekte bu kişi hamdır.
gerçekte bu kimse akılla vardığı sonuçlarla tahakkuk etmemiş ve ahlakına da kavuşamamıştır veya sadece sureten/şeklen kavuşmuştur.
çünkü zihin/akıl/korteks yani beynin bilinçli kısmı, buzdağının görünen ucu gibidir. onun altında çok daha büyük bir kütle ve nihayetsiz bir umman vardır. işte gerçek bir aydınlanma aslen bu bölgeden kaynaklanır. aklın inkişafı ise ancak bir ekstradır, “nurun ala nur” dur.
biliçaltına erişim sağlayamamış kimse her daim bunalımdadır, huzursuzdur. ister istemez acısını bastırmak için alkol ve sefahate meyleder. bilinçaltı ona seslenir, yardım ister, sos verir ama nafile. çünkü kör olası akıl onu körleştirmiş, sağırlaştırmıştır. sembollerden, mecazlardan örülü bilinçaltı lisanı, böyle birine bir şey ifade etmez. hatta komik ve anlamsız görünür.
“o inkarcıların hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler.”(bakara 171)
bu aklı ve bilimi putlaştırmanın had cezasıdır.
batıda, bahsettiğimiz dünyanın eşiğine kadar gelebilmiş ve aklın son haddiyle o aleme yanaşabilmiş olan şahıs, jung’tur.
“siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.”
“insanın bilinçdışı aklı, bilinçli akıl kör ve güçsüz olduğu zaman bile doğruyu görür.”
“kendi karanlığınızı bilmek, başkalarının karanlığıyla başa çıkmanın en iyi yöntemidir.”
demiş jung hazretleri.



