
Bir arkadaşımız rüyasında uzayda dolaşırken satürn gezegenine denk geldiğini ve onu yuttuğunu yazmış. yorumlamaya çalışalım:
• allâh’ım; ay’da, güneşte, koç burcunda güzelliğinden bir zerrecik var. zühal’de de, güzelliğinden bir yudumcuk var. (zühal=satürn)
• ben; yeryüzünde seninle bir yerde oturuyorum ama, öyle iken zühal yıldızı gibi yedinci kat göğün üstünde koşmadayım. (satürn yedinci kat semanın sembolüdür. günümüz tabiriyle ruh miracı esnasında artık yedinci gök katına/boyutuna ulaşmıştır. onun üzerinde kürsi ve arş vardır) (mesnevi’de satürn bu şekilde geçiyor)
bu noktada senin nefs-ben hissin, vehmin, artık erimiş, kendine ait hiç bir sıfatı hissedemez hale gelmeye başlamışsındır. işte bu hakikati yaşayan ve bu bilince şahit olan allah’tır. bu sebeple, bu mertebede, senden, yani senin asli hakikatin olan “b” harfinin varlığından söz edilemeyeceği gibi bismillah lafzından da söz edilemez.
“tevbe” suresinin kuran’da “bismillahirrahmanirrahim” ile başlamamasının sebebi, bu şehrin hakikatini ve ancak bu şehre ayak basıldığında tevbe’nin kabul edildiğini bize gösterir. bu bilincin feleği, zühal yıldızının yani satürn gezegeninin feleğidir ki, aslen kutup yıldızı olarak bilinen sabit yıldızın mana titeşimlerine ulaşılmıştır.
bu yıldızın kuran-ı kerimdeki adı “tarık” yıldızıdır. bu noktada senin sırat köprüsünden geçmen tamamlanmış ve “kürsi”den davayı bitiren tokmağın sesi duyulmuştur. ”tarık” kelimesi ”tark”, yani bir yere ses çıkartmak için şiddetle vurmak anlamına gelen bir kökten türemiştir. artık burçlar feleğine geçen bilinç için, şeytan ve cinni etkiden etkilenmek mevzu bahis değildir. böylelikle yolcunun kitabını okuma işlemi bitmiş ve kendinde bulunan en yüce melekeye ulaşmıştır. yani “aliyyun” melekesine. (mele-i âlâya)
not: bu rüyayı gören arkadaşımız çok da fazla sevinmesin; çünkü bu kazanılanlar cezbe cihetindendir. nefs yeterli olgunluğa gelmedikçe düşme tehlikesi her zaman vardır.



