ŞeytanAkıl- ÜstbeyinEsma-ül Hüsna ve TecellileriGüzel Ahlak vs Kötü Ahlakİman ve İnkarİnsan-ı KamilKainat ve İnsanMelekNefs, Benlik-EgoPeygamberlerRüya, Rüya Dili ve Bilinçaltı Sembolizmi

Şeytan’ın Evrende Hakkını Arayan İlk Kişi Olması

Sembolik ve mecazi anlatımları çözemeyip olduğu gibi kabul edenler, neticede karikatürize bir din anlayışına sahip olurlar. bu anlayışı rasyonel akılla bağdaştıramayınca da inkara düşerler.

en baştan başlayalım anlatmaya:

Allah vardı, başka hiçbir şey yoktu. allah sonsuz zengin, sonsuz cömert ve sonsuz ihsan edici idi. zengin bir kimsenin ihsan edici olmayıp cimri olması elbette noksan bir sıfat ve kötü bir ahlaktır. allah ise mutlak kemal ve mutlak tamlık üzeredir. o her türlü noksanlıktan ve kötü sıfatlardan uzaktır.

bu nedenle insanı ve onun barınağı olarak da kainatı yokluktan yarattı. onlara önce var olma nimetini, sonra da sonsuz hazinesinden(esmalardan, manalardan) nasiplenme imkanı verdi. yaratılış bugünkü tabirle tamamen bir simülasyondan ibaretti. imam-ı rabbani hazretleri ise “kainat vehim mertebesinde yaratılmıştır” demiştir(ancak bu vehim insana bağlı değildir, allah’a bağlıdır; karıştırmayalım). bu var gibi görünen ama gerçekte var olmayan yaratım, yaratıcısının tüm özelliklerini(sıfatlarını) taşıyacak ve gösterecek şekilde olmuştur. insan bir hiçken, simülasyonda allah’ın halifesi, temsilcisi veya padişahın vezir-i azamı olmak gibi bir mertebeye çıkabilme hakkına kavuşmuştu. evet ilah olamıyordu ama(kendi ölçeğinde) ilahın gözünden bakabilme noktasına yükselebiliyordu.

eğer bu kainat denen simülasyonun fişini çekecek olsaydık, bir anda her şey puff diye söner ve yokluğa geri dönerdi. zaten hep olduğu gibi yalnızca allah kalırdı. zira o hakiki varlıktır; yegane gerçekliktir.

allah sonsuz zengindir, yani onda sonsuz özellikler ve sonsuz manalar vardır. bunlardan biri de “mudill-saptıran” ismidir veya özelliğidir. yani allah layık olanı doğru yola eriştirdiği gibi, hak edeni de saptırır ve yoldan çıkartır. işte “iblis-şeytan” adlı varlık, kainatın yaratımı ile beraber zorunlu olarak mudill isminin mazharı ve operatörü olarak ortaya çıkmıştır. kibri nedeniyle bu mazhariyeti bile isteye kendisi kabul etmiştir. şeytan olmasaydı mudill ismi görünemeyecekti. oysa kainatın allah’taki özellikleri göstermesi gerekir. başka türlüsünün de olması mümkün değildir. iblisin talebi ve duası bu yüzden allah tarafından kabul görmüştür. yine aynı nedenle hâdî(doğru yola eriştiren) isminin bir gereği olarak peygamberler zuhur etmiştir.

insanın allah’ın halifesi olması, onun “allah” isminin mazharı olabilmesi nedeniyledir. “enel hak” diyenler bu zat tecellisi esnasında sarhoşluğa düşenlerdir. insandan başka hiçbir mahlukun “allah” isminin mazharı olabilmesi mümkün değildir. diğer mahlukat sadece bir kısım isimlerin veya ilahi özelliklerin göstericisi ve yüklenicisi olabilir ancak.

bu anlamda kainat, allah’ın yokluk aynasındaki görüntüsünden ibarettir diyebiliriz. kainat adlı bu ayna görüntünün gözbebeği ise insan olmaktadır veya kainat insan-ı kamil’in ta kendisidir desek de yeridir. işte bu noktada düğümümüz çözülmektedir. tüm kainat gerçekte insan-ı kamil’in bedenidir ve insan-ı kamil “allah” esmasının mazharı olduğu için, onda mudill isminin bir gereği olarak şeytanın-iblisin bulunması zaruridir.

adı üstünde mudill(saptıran, yoldan çıkaran) ismi tamamen negatif bir mana taşımaktadır ve bağlı olduğu zata(insan-ı kamile) isyan etmesi, baş kaldırması doğası gereğidir.

bizler insan-ı kamil, yani makro insan değiliz elbette. ancak yine de küll’deki(tümeldeki) özelliklerin tamamını mikro ölçekte ve kendi çapımızda aynıyla taşımaktayız. o yüzden hepimizin içinde şeytan ve melek bulunmaktadır.

bu noktada üzerinde önemle durmamız gereken şudur: ne şeytanı ne de meleği dışarda aramayalım. şeytanlık da meleklik de bizim birer özelliğimizden ibarettir. kim peygambere uyarsa, o kimsede günden güne melekiyet özelliği gelişmeye başlar. o yolun sonuna kadar da gidebilirse, tamamen melekleşir; melek olur.

kim de peygambere isyan ederse, günden güne şeytanlaşmaya başlar. o yolun nihayetine kadar giderse de yekpare bir şeytan olur. şeytan deyince aklımıza kan içen canavarlar veya korku filmi figürleri gibi şeyler gelmesin. öyleleri gayet eli yüzü düzgün kimseler olabilirler.

şeytaniyet kendini hakiki bir varlık olarak görmekten ibarettir; “ben hakiki bir varlık değilim; bendeki tüm özellikler senden yansıma yollu gelmiştir allah’ım; gerçek varlık ancak sensin; mülk senindir” demekten ibaret olan secde etmekten kaçınmaktır. işin özü bu olsa da kötülük ve şer olarak aklımıza gelen ne varsa, nihayetinde o öz şeytaniyet manasının açılımı ve teferruatıdır.

bizatihi bir varlık olmadığı halde öyleymiş gibi davranan, varlığı da dahil sahip olduğu her şey allah’tan yansıma yollu gelmiş olan şeytaniyet yönümüzün isyan etmesinin hiçbir iler tutar tarafı yoktur. düpedüz eşkiyalıktır.

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu