Mustafa İslamoğlu 1
Adullah bin selam anlatıyor;
ben zamanında tevrat’ı ve tefsirini, babamdan öğrenmiştim. babam, bir gün; âhir zamanda gelecek peygamberin sıfatını, alâmetini ve yapacağı işler hakkındaki ayeti bana anlattı ve: “’eğer o harun evladından gelecek olursa ona tâbi olurum, yoksa tâbi olmam” dedi! fakat babam, Rasûlullah’ın medine’ye gelişinden önce öldü.
Rasûlullah kuba’ya gelip amr bin avf oğullarının evine ininceye kadar, sustum. ben kendime ait hurma ağacının üzerinde uğraşır, yaş hurma toplarken, benî nadîrlerden birisinin: “bugün, arapların bekledikleri adamları geldi.” diye bağırdığını işittim ve bir kimse de gelip onun geldiğini bana haber verince, beni bir titreme tuttu, yüksek sesle “Allahu ekber” diyerek tekbir getirdim. o sırada, hâlide binti hâris, hurma ağacının altında oturuyordu. kendisi halam olup, çok yaşlı idi. tekbirimi işitince: “Allah seni umduğuna erdirmesin, elini boşa çıkarsın ey habîs! vallahi mûsâ bin imrân’ın gelişini işitmiş olsaydın, bundan daha fazlasını yapmazdın.” diyerek çıkıştı. onunla aramızda şöyle bir konuşma geçti…
– ey hala! vallahi, o, mûsâ bin imrân’ın kardeşidir. onun gibi, Peygamberdir. onun dinindedir. onun gönderildiği şeyle gönderilmiştir!
– ey kardeşimin oğlu! yoksa o kıyamete yakın, gönderileceği bize haber verilmiş olan Peygamber midir?
– evet!
– peki öyleyse!
– “Rasûlullah geldi” diye haykırıyorlar bak, ben de o’nu görmek için koşuşturan halkın arasında gideceğim!
Abdullah bin selâm, “Rasûlullah’ın yüzünü görünce, vallahi bu yüz yalancı yüzü değildir.” diyerek, islam ile şereflenir.
peki bu menkıbeyi neden anlattım?
bu mustafa islamoğlu denen adam var ya!
işte bu adamın yüzünü görünce içimi bir kasvet kaplıyor ve Abdullah bin Selam’ın belirttiği mananın tam tersini haykırmak istiyorum.
not: bu şahsın söyledikleri tümüyle yanlıştır iddiasında değilim. burada sıkıntı farklı. sanki bu adamın bizatihi kendisi yanlış…



