Eğitim Seviyesi Arttıkça Dinden Uzaklaşılıyor
Bu ve benzeri türdeki-tersinden veya düzünden-yapılan tespitlerin tamamı soyutlama kabiliyeti eksikliğinden doğmaktadır.
halbuki meselenin özü şudur: her paradigma doğar, gelişir, yaşlanır ve nihayet ölür. ölmekte olan bir paradigmanın yerine insan zihni başka bir tane üretir ve tedricen onu yürürlüğe sokar.
paradigma insan zihni için bir işletim sistemi gibidir ve onsuz zihnin herhangi bir tepki vermesi mümkün değildir. her insanda mutlaka evreni, insanı, insanın evrendeki yerini açıklayan; ahlak ölçülerini, tüm değer yargılarını veren bir paradigma yüklüdür.
yeni paradigma ihtiyaçtan dolayı üretilir; zira eskisi artık ihtiyaçları karşılayamamakta, zaman içinde değişen altyapı şartları ile hayat tarzı arasındaki ahengi sağlayamamaktadır. bu da toplumda büyük kargaşaya, adaletsizliğe, bölünmeye, çatışmalara yol açar. yeni paradigma kan ve ateşin hakim olduğu ortamlarda filizlenir.
din diye ayrıca bir şey yoktur. din dediğimiz olgu da orta çağ veya öncesinde, dönemin koşullarına göre, üretilmiş paradigmalardır.
bu din tanımına en büyük itiraz dindarlardan gelecektir muhtemelen; çünkü onlar “bu senin dediğin beşeri sistemler için geçerli olabilir; ama bizimki için geçersizdir; çünkü bizimki beşer ürünü olmayıp tanrı tarafından gönderilmiştir” diye karşı çıkacaklardır.
bu görüş yanlıştır çünkü insanın evrensel bilinç ile teması dahi ona ait bir kabiliyettir ve yine elde ettikleri kendi çapınca ve kendi kabıncadır. dolayısıyla dış yüz itibariyle ortaya koydukları asla mutlak olmaz ve dönemsel olmaktan kurtulamaz. insan için mutlak bilgiye ulaşmak mümkün değildir.
olan biten şey şudur: çok daha yeni üretim tarihli olan ve insan ihtiyaçlarını daha iyi karşılayan “bilimsel pozitivist paradigma”, demode olmuş eski paradigmaları hızla tasfiye etmektedir.
bir şuurun kendi kendini eleştirmesi o şuurun dışında olan biten bir şey değildir. bu nedenle marx için, “liberallerin sonuncusudur” denilmiştir; çünkü fikri büyük ölçüde liberal iktisatçıların eleştirel düşüncesi üzerine inşa edilmiştir.(lütfen buradaki diyalektiği ve inceliği anlayınız)
yine “bilimsel pozitivist paradigma” insanlığın önceki birikimine eleştirel bir yaklaşımdır ve o eleştirel zeminin üzerine bina edilmiştir. peki sözü edilen birikimin yıldız şahsiyetleri kimlerdir? elbette evrensel bilinç ile temas etmeyi başaran yüksek zihinlerdir ki, biz onlara peygamber diyoruz.
sonuç: peygamberler olmasaydı medeniyet olmazdı. ben de o meşhur fıkradaki sözü söyleyeyim “ey bilimperestler! dininizin kıymetini bilin”



