Türkiye’de Sessizliğin Lüks Olması
Beğensek de beğenmesek de türkiye bir lümpen cumhuriyetidir.
öngörülebilir bir gelecek için de öyle kalmaya devam edecektir.
lümpenler köylülerin kentlere göç etmiş versiyonudur. köylü düşük bilincin, haktan uzaklığın vücut bulmuş halidir. mesnevi’de “köyde bir gün kalanın aklı bir ay yerine gelmez” denir.
işte lümpen dediğimiz kitle dahi kent ortamında ister istemez bir parça değişim ve dönüşüme uğramış köylülerdir. haliyle de lümpenler modern kent insanına göre oldukça kaba ve ilkel bir görünümde kalmaktadırlar.
eğlence anlayışları maymunlarınkinden hallicedir ve gürültü patırtı yapmaktan ibarettir. hatta dinleri bile öyledir. ezanı hoparlörlerden uzata uzata son ses çılgınlar gibi okumayı marifet ve dine hizmet sayarlar.
tüm bu rezilliğin ana etkeni de türkiye’nin sanayileşmekte geç kalmasıdır. onun da sebebi bolşevizmin bir alt veya ön sürümü olan kemalizm ve onun devletçilik ilkesidir.
bir ülkenin kalkınmasının yolu dışa ve yabancı sermayeye açık, dünya piyasaları ile entegre olmuş, ihracata ve özel sektöre dayalı ekonomi modelinden geçmektedir.
kemalistler ise olması gerekenin tam tersi bir yöntem benimseyip türkiye’nin kalkınmasını yarım yüzyıl geciktirmişlerdir. dış dünyaya kapalı, özel sektöre değil kamu sektörüne ve yatırımlarına önem veren ve böylece kaynak israfına ve yönetimde yozlaşmaya yol açan bir model…
normalde olması gereken dışa açık ekonomi modeli ile hızla sanayileşmek, böylece köylülerin kentlere akın edip lümpen kitleyi oluşturması ve sanayileşmenin ileri aşamalarında lümpen kitlenin bir iki nesil içinde modern kent insanına dönüşmesidir.
peki bunlar ne yaptı?
“köy enstitüsü açalım, köylüler köylerinde kalıp mandolin de çalabilsinler…”. işte kemalistler bu kadar dünyadan habersiz adamlardır. neticede onların mevhum hesapları gerçekler karşısında tutunamamıştır elbette; doğal akışı ve gelişmeyi bloke edememişlerdir; ancak geciktirmeyi başarmışlar ve böylece bize en büyük kötülüğü yapmışlardır(kemalizm sosyolojik dönüşüm sonucunda iktidarı kaybedeceğini gayet iyi biliyordu. bu nedenle kendini koruma içgüdüsü ve refleksi ile devletçilik ilkesini öne sürmüş ve hakiki sanayileşme sürecini baltalamıştır).
eğer vakti zamanında doğru ekonomik politikalar uygulansaydı, türkiye 1970’li ve 1980’li yıllarda lümpen aşamayı çoktan yaşayıp geçmiş ve 2000’li yıllarda nispeten modern bir döneme ulaşmış olurdu. biz de lümpenler arasında değil, zevkleri incelmiş modern kent insanları arasında yaşıyor olurduk.
ah bu kemalistler…
ah bu kemalistler…
türkiye’de herhangi bir şerrin kaynağını takip edin, mutlaka ama mutlaka yolunuz kemalizme uğrayacaktır.
bu nedenle türkiye bir tür bilinçsel gusül abdesti alarak kemalizmden arınmak zorundadır. kurtuluşumuzun olmazsa olmaz şartı budur.



