
Tanrının Neden İnanmadın Ki Sözüne Verilecek Cevap
İnanmak veya doğru tabirle iman etmek öyle zannedildiği gibi kolay bir iş değildir. büyük çilesi vardır.
genelde insanlar bir öğretiyi dogmatik bir şekilde kabul etmenin inanmak veya iman etmek olduğu zannı içindedir.
dikkat ederseniz diyanet tayfası veya cami imamları, “ey müminler!” diye hitap ederler. bu söz bile adamların işin özünden ne kadar uzakta olduğunun göstergesidir.
“mümin-iman etmiş-inanan” allah’ın isimlerinden biridir. düşünebiliyor musunuz, allah kendi zatını “mümin-iman eden” ismiyle vasıflandırmıştır.
peki kul nasıl ve ne zaman inanmış veya iman etmiş olmaktadır?
bunun sırrı şu iki sözde saklıdır:
1. mümin müminin aynasıdır.
2. yere göğe sığmam ama mümin kulumun kalbine sığarım.
kalp(altbeyin) temizlendiğinde, tıpkı güneşe(hakka) tutulmuş bir ayna hükmünü almaktadır. güneş(hak) kendisinin bir suretini, kopyasını o aynaya bırakır veya bir diğer tabirle gelip o aynaya oturur. evet güneş bir açıdan devasa bir yıldızdır. ne dünyaya ne de insana sığması mümkün değildir. ancak bir diğer açıdan da gelir ve bir el aynasını taht edinir ve oraya oturur.
demek ki neymiş?
inanmak veya iman etmek tertemiz bir kalp(altbeyin) aynasına sahibi olmakla mümkünmüş. kalbi temizlemek ise usulüne uygun çok ciddi çalışmalar gerektiriyor imiş ve sırat-ı müstakim(dosdoğru yol) denen o çizgide yürümek oldukça çileli imiş. zira o yolda yürüyüş tıpkı bir yılanın zikzaklar çizerek gitmesi gibi diyalektik karakterde imiş.
örnek: insan önce cimridir. eğer doğru yolda yürümeye başlarsa, ilk olarak karşıt kutba savrulur, yani savurgan olur. sayısız çile çektikten sonra bir üst idrak mertebesine sıçrayabilirse, tutumlu ancak cömert bir insana dönüşür. bu “ifrat-tefrit-itidal” sürecinin teker teker her beşeri sıfat için yaşandığını düşünün. ne kadar çileli bir yol değil mi?
bu kadar çileye talip olacak babayiğit var mıdır alemde?
yok tabii ki…
işin kolayı ise “inandım” diye bir öğretiyi dogmatik bir şekilde kabul etmek ve onun prensiplerini ezberleyip geçmektir. ancak bu türden bir kabul, kişiyi daha beter hasta eder. ağır nevrotik ve huzursuz bir insana dönüştürür. daha da kötüsü, bunların hallerini “din” zanneden ve bunlardan ikrah eden karşıt bir kitlenin türemesidir. ondan sonrası artık toplumsal boyutta çatışmadır. diğer din dışı öğretiler için dahi aynı süreç geçerlidir.
sonuç:
– niye inanmadın ey kulum?
+ o yolun çilesi çok fazla idi ya rab! o çileli yolda yürümeyi göze alamadım.



