
Tevazu 3
Kul, tıpkı bir ayna gibidir. onda tecelli eden ışık veya renkler güneşten yansıma yoluyla gelir. bu yüzden ayna herhangi bir fazilet iddiasında bulunamaz. aynanın vazifesi yalnızca ışığın üzerine yansımasına engel olan kirlerden ve paslardan kendini arındırmaktır. o da bir şey yapmak değil, bilakis yapmamak, uzak durmak, gölge etmemek, kötülükten şerden el çekmektir.
ne zamanki şuur aynamız kendini çarpık, bozuk, illetli yapılanmasından kurtarır, o zaman güneş tüm haşmetiyle ona akseder. ayna pırıl pırıl hale gelir.
bu nedenle hiçbir ayna(kul) diğerine karşı üstünlük iddiasında bulunamaz. bir çöpçü ile cumhurbaşkanı arasında kul olmak hasebiyle fark yoktur. bildiğimiz anlamda rütbe ve hiyerarşi ancak dünyevi ve ego kaynaklı bir sıralamadır.
bu noktada tevazunun hakikati ortaya çıkar. tevazu ancak kişinin egosunu yani tüm karanlıkların ve şerlerin özünü terk etmesi ve güneşe yer açmasından ibarettir. egosunu terk etmeye yol bulamamış bir kimsenin tevazu tavrı göstermesi sadece bir şovdur. hatta sair insanları etkilemek için yapılan bir tür yaltaklanma ve kendi içinde de gizli bir kibirdir. böyle kimse hem zelil hem de sefihtir.
siz siz olun, asla tevazu şov yapmayın. insanlara karşı daima saygılı ve ölçülü olmak, laubalilikten kaçınmak ve dürüst ve normal(içinde yaşadığımız toplumun standartı) davranmak yeterlidir.
gerçekten mütevazi olan kimse, egosunu aşmış olan kimsedir; gerisi boş iştir. egosunu aşmış ve böylelikle güneşi kalbine misafir etmiş olan kimse, kibirli bile davransa, o kibir değildir; ancak kibriyadır. diğerinde ise mütevaziyi oynayan egodur ki, ego kibrin katılaşmış, vücut bulmuş halidir.



