Bizlere çocukluğumuzdan itibaren hz. ömer’in adaletine dair kıssalar anlatılagelmiştir. aynı şekilde hz. ömer kadar meşhur olmasa da ömer bin abdülaziz’in adaletine de sık sık vurgu yapılmıştır.
elbette ne hz. ömer’e ne de ömer bin abdülaziz’e en küçük bir sözümüz olamaz. ancak şu anki aklımla baktığımda tüm bu adalet kıssalarının bir ölçüde zararlı olduğu kanaatine varmış bulunuyorum. zira tüm bu anlatımlar adaletin kişilerin insafından ve ahlakından kaynaklandığı gibi bir düşük seviye bir bilinç empoze ediyor dinleyenlerine.
son derece yanlış ve zararlı bir bilgidir bu. adalet kişilerin iyi niyetine ve insafına bırakılamaz çünkü.
gücün kendine göre bir doğası vardır. tüm güç sahipleri gücünü korumak ve genişletmek ister. güçlerini bir sınıra çarpıncaya kadar genişletmekten de asla imtina etmezler. tabii bir eğilimdir bu. su ıslatır, ateş yakar, güç sahipleri gücünü genişletmek ister.
gücün çarptığı ve durmak zorunda kaldığı sınır, başka bir güç sahibinin hakimiyeti altındaki alanın sınırıdır. o noktada durmak zorunda kalmıştır cebri olarak. durmak zorunda kalmasaydı, kesinlikle durmayacaktı. bu nedenle bir toplumda çok sayıda siyasi ve ekonomik güç odağının mevcut olması aynı zamanda adaletin de teminatıdır. aksi durumda tek bir gücün istilası ve despotizmi söz konusu olup, adalet ve hukuk rafa kaldırılacaktır. sözü edilen çok odaklı yapısı sebebiyle, batı gerek tarım toplumu döneminde gerekse sanayi toplumu aşamasında doğuya göre daha adil bir toplum düzeni kurmayı başarmıştır.
zira batıda tarım toplumu döneminde krala karşı dengeleyici güç işlevi gören büyük toprak sahipleri(lordlar, kontlar) vardı. doğuda ise merkezi iktidarı güçlü tutmak için özel toprak mülkiyetine izin verilmemişti. yine sanayi toplumu aşamasında dahi doğu, daha çok özel mülkiyetin izin verilmediği, sosyalist veya devletçi modele ilgi göstermişti(devletçi veya sosyalist ekonomik model= despotizm). japonya doğuda bir istisnadır. onlar tarım toplumu döneminde de batıdaki lordların muadili büyük toprak sahibi soylulara(daimyo) sahipti. bu nedenle sanayi toplumu aşamasında da özel sektör ağırlıklı gelişmeyi tercih etmişlerdi. tarım toplumu aşamasındaki daimyolar, sonradan toyota oldu, mitsubishi oldu; büyük markalara dönüştüler.
adalet olgusunu yöneticideki kişisel bir meziyet addetmek ve sistem çapında düşünme bilincinden mahrumiyet, müslüman kesimde yaygındır. oysa sistemi oyunun kurallarına göre yapılandırırsanız, en ahlaksız kişi dahi başa geçse adaletten ayrılmak elinden gelmeyecektir.
tabaklanmamış deri pistir. tasfiye işleminden geçmemiş her insan dahi kötü ve şerlidir. bu da esasen insanların %99’unun kötü olduğu anlamına gelir. bu bilgiyi başa alıp sistemi ona göre tasarlamak lazımdır. ne bekliyorsunuz ki? neticede insan dediğimiz canlı, ilahlık taslayan bir varlıktır; her insan yürüyen bir ilahtır. bu alemde insandan daha şerli bir yaratık bulmanız mümkün değildir.
“biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. onu insan yüklendi. doğrusu o çok zalimdir; çok cahildir”(ahzab 72)
(emanet= kendini bağımsız ve güç sahibi bir birim olarak varsaymaktır. varsaymakta sorun yoktur ancak bunu bir gerçeklik olarak kabul ettiğiniz anda, artık bir ilah olmuşsunuz demektir)



