
Tesadüfen denk gelince okumuştum burada. en iyi votka, rus votkasıymış. tatsız, kokusuz, renksiz olurmuş.
bunu okuyunca içimden biraz alaylı bir şekilde “bu votka dedikleri hakikat gibi bir şey herhalde” demiştim.
evet dostlar tasavvuf büyüklerinden öğrenebildiğim kadarıyla hakikat de öyle bir şeymiş. rengi, kokusu, tadı, şekli yokmuş. tarif edilemez yalnızca yaşanırmış. hani mevlana’ya soruyorlar “aşk nedir?” diye. o da “ben ol da bil” diyor. bu cevapta bile neler neler saklı…
1. hakikat ancak tadılarak öğrenilir.
2. hakikat, ehlinden yansıma yoluyla edinilir. onda fâni olarak… demek ki, mevlana olmak mümkün veya nihai hedef olarak peygamberde fâni olmak mümkün. ne demek ola ki bu derseniz? onun gibi görmek, onun gibi bakmak, onun gibi düşünmek, onun gibi davranmak ve ahlak sahibi olmaktır derim.
akli ve şekli kurallara gelince…bunlar hakikatin kendisi değildir. hakikat dile getirildiğinde, söze döküldüğünde, şekle indirgendiğinde artık ortada olmayandır. hakikat kertenkelesini avlamaya çalıştığınız anda, kuyruğunu bırakıp kaçar. siz o kuyruğu alıp, “işte kertenkele budur” derseniz çok yanlış yapmış olursunuz.
“eee…madem şekle indirgendiğinde hakikat ortadan kayboluyor, niçin öyle yapıyoruz?” diye sormayın tabii ki…çünkü dünya hayatı suretler alemidir. burada şekil kuralları geçerlidir. ancak hayat dinamiktir. çocuk nasıl büyüdükçe yeni yeni kıyafetler giymek zorunda kalırsa, zaman geçtikçe de hakikatin döneme özgü büründüğü suret-elbise hem eskir hem de dar gelmeye başlar.
işte bizim ortaçağ kaçkınlarına bunları anlatamıyoruz. orta çağda biçilmiş kıyafeti adam canhıraş feryatlarla sahipleniyor. halbuki o eski elbise yüzünden de başına gelmedik kalmamış. 400 yıldır o delik deşik elbise yüzünden dayak üstüne dayak yemiş. yok yine akıllanmıyor adam.
şunu dese yine takdir edeceğim: “dediğini anlıyorum. ancak o dediğin yenilenme işi bizim boyumuzu aşar. mecburen eldeki eski ile yetinmek zorundayız. o işin ehli zuhur eder ve biz de ona denk gelirsek elbette ona uyarız”
bu şuur bile yok…sadece kupkuru bir dogmatik…
not: biraz önce yakındaki halk ekmek büfesine ekmek almak için çıkmıştım. yol boyunca kumrular seranat yaptılar bana. dönüş yolunda da kaldırımda önüme ölü bir kertenkele çıktı. üzerine basılmıştı sanırım. ilginç bir tevafuk oldu.



