Akademisyenlere karşı içimdeki zehri dökmeme vesile olacak ünvan…
16. asırdan itibaren dünya ticareti batı avrupa limanlarına kaydı, binlerce yıllık ipek yolu ve baharat yolları devre dışı kaldılar. eski güzergahta yapılan ticaretin geliri pek çok ellere dağılıyor ve yoğunlaşamıyordu ancak avrupa’da işler daha farklı gelişti.
önce dünya ticaret rantını ispanya ve portekiz ele geçirmişti sonra ingiltere-hollanda ittifakı bu ikiliyi saf dışı edip ranta el koydular. amerika’nın da keşfiyle katlanan ekstra gelir, londra ve rotterdam’da toplanmaya başladı.
bu kadar muazzam gelirin belirli ellerde toplanması burjuvazi dediğimiz gelirini topraktan değil de, ticaret ve zanaat, finans gibi alanlardan sağlayan toplumsal kesimi güçlendirdi ve zaman içinde dominant hale getirdi.
evet burjuvazi önce mali gücü daha sonra da siyasi gücü ele geçirdi. ancak bunun kolayca olup biten bir hadise olduğununu zannetmemek lazım. eski iktidar seçkinleri olan feodal sınıf iktidarı öyle kolayca vermedi, kanının son damlasına kadar savaştı. zaten hiçbir iktidar sahibi, iktidarını savaşmadan vermez. bu genel bir kuraldır.
gerçekte ve özde savaş bir güç-para mücadelesidir. ancak, mücadelenin topluma bu şekilde sunulması şık olmayacağı, daha önemlisi fayda sağlamayacağı için ideolojik bir ambalaj temin edilir. yani iktidar güçleri kendine meydan okuyan alternatif odağı sapkınlık, kafirlik vs gibi ithamlarla suçlaması daha etkin sonuçlar vaad eder. feodallar da öyle yaptılar. eskiden beridir müttefikleri ve siyasi komiserleri olan kilise ile burjuvaziye karşı koymayı denediler.
siz kilisenin gerici, şu bu olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. aslında onlar görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan siyasi komiserlerdir. son derece hassas koku alma duyuları ile rejim için tehlike teşkil edebilecek unsurları derhal tasfiye etmek için harekete geçerler. din düşmanı, kafir, şeytana tapan, cadı vs…ithamlarıyla. tabii, mesele kolay anlaşılsın diye oldukça karikatürize etmek durumunda kaldım. esasen uzun asırlar boyu bilgiyi de tekellerinde bulunduran bu din sınıfı, muhalefeti ezmek için çok daha güçlü argümanlar üretebilirler.
peki burjuvazi ne yaptı?
elbette kendi ideologlarını rakip argümanlar üretmek üzere istihdam etti. “aydınlanma” dönemi denilen ve bunun etrafında uydurulan sayısız efsanenin sebeb-i hikmeti bu kadar basittir. burjuvazi düşmanını elimine edebilmek için mecburen bir din karşıtı söylem geliştirdi. çünkü “din söylemi” çoktan kapılmıştı. elinden gelseydi o da dini bir söylemi tercih ederdi ama ne yapsın, sona kalan dona kalır.
böylece şu meşhur pozitivizm, bilim çağı açıldı. üniversiteler, akademisyenler, bilim ve onun çevresinde kurgulanan ütopya…
hasılı üniversiteler, burjuvazi ve onun düzeninin kiliseleri, medreseleri hükmüne geçtiler. akademisyenler de burjuvanın papazları oldular, bilim de yeni din…vazifeleri, burjuva düzeninin muhaliflerini bastırmak.
eğer “bilim adamlarını papazlarla nasıl mukayese edebilirsin, onlar gerçekten bilgi üretiyor ve insanlığa katkıda bulunuyorlar” derseniz, ben de şöyle cevap veririm “siz kilise ve hocaları tümden asalak bir sınıf mı sanıyorsunuz? bunlar ideolojik karalamalardır. tarihe dikkatle bakarsanız görürsünüz ki bir çok yenilik ve teknolojik gelişim bu din sınıfı mensuplarınca başarılmıştır. günümüzdeki meslektaşlarından(akademisyenlerden) pek az farklıdırlar”…



