Zahir ve Batın 2
Bâtın ilmine bir örnek verecek olursak, yüz satır yazı yazmaya başlayan kimsenin bu yazısını gösterebiliriz: 99 satırını altın ile, kalan bir satın da mürekkep ile yazıyor. bu altınla yazılan 99 satır bâtın ilmi, siyah mürekkeple yazılan bir satır da zahir ilim mesabesindedir. o 99 satırın altında bu bir satır bulunmayacak olursa, hiçbir fayda sağlamaz. çünkü 99 satır bu bir satırla tamamlanmış oluyor.
biz diğer bir misâl olarak zahir ilmini gece etrafı aydınlatan bir fenere benzetebiliriz. karanlık bir gecede muhakkak ki yanan bir fener büyük bir yarar sağlar. bâtın ilmi ise, güneşin doğup ışınlarının etrafı aydınlatmasına benzer.
hele bir de gök kubbenin ortasına yaklaşınca iyice dokunduğu bölgeleri aydınlatır ve fener sahibi onu görünce, «bu fenerin artık bir yararı yoktur; gündüz vakti cenâb-ı hak güneşin ziyâsıyla beni fener ışığından ihtiyaçsız kıldı» diyerek onu söndürür. ama bu sırada güneş bir anda kaybolup karanlık baş gösterirse, o fenerin ışığına yine ihtiyaç duyulur. demek istiyorum ki, güneşin ışığının devamı, fenerin yanık kalmasına bağlanmıştır, o yandığı sürece güneş etrafı aydınlatır.
bu vadide nice kimseler vardır ki elindeki feneri bıraktığı için gündüzün ışığından mahrum kalmıştır, meğer ki tekrar o feneri eline alıp yakmış ola.. Allah bazen öylesini muvaffak eder, bazen de etmez.. böyle bir sonuçtan cenâb-ı hak kendi minnet ve keremiyle bizi korusun!.
(el ibriz’den)



