Allahuekber 3
Genelde insanlar iki çarpık tanrı anlayışı yüzünden yoldan çıkmaktadırlar:
1. koskoca evreni yaratmış tanrının işi mi yok da evrende bakteri hükmünde bile olmayan insanın işleri ile uğraşsın; onun yediğine içtiğine, üremesine karışsın…
2. “asker arkadaşım tanrı”…
dikkat ediniz, ego birinde kendinin çok küçük, tanrının ise çok büyük ve mutlak kudret olmasını fırsat bilerek o’nu ötelerin ötesine atmakta ve kendini böylece(aklınca) başıboş ve serbest hale getirmektedir. zaten egonun en büyük isteği budur. o hiçbir kontrol altına girmek istemez. boyun eğmek ona ölüm gelir.
ikincisinde ise kişi sürekli tanrı ile iç konuşma halinde bir tür mistik paranoya hali yaşamaktadır. tanrıyla konuşma dediği de kendi boş evhamlarıdır halbuki. bu tür kafa yapısı dogmatik, baskıcı ve güya dindar insanları ortaya çıkarmaktadır. bunlar akıllarınca tanrı namına ahkam kesmekte, dayatmacılık yapmakta, tanrı adına hareket ettiği için de kendini sorgulanamaz bilmektedirler. esasen ortaçağ din anlayışı tam olarak böyle idi. bu anlayış günümüzde dahi ortadan kalkmış değildir. toplumsal iktidarı kaybetmiş olsa da yaygın olarak devam etmektedir.
peki işin gerçeği nedir?
bir misalle anlatalım:
yeryüzündeki bir su damlası ile gökteki güneşin ne gibi bir ilgisi olabilir ki? evet normalde “hiçbir ilgisi yoktur” diyecek gibi oluruz; ama güneşin gelip o minicik, saf ve tertemiz su damlasının kalbine oturmasını ve su damlasına kendinin(mikro ölçekte de olsa) tam bir suretini bırakmasını hayretle izleyebiliriz.
evet işin bir yönü güneşin su damlasının gelip kalbine oturması iken, diğer yönden de hiçbir alakasının olmamasıdır. düşünün güneş uzayda kendi yörüngesinde dolanan bir yıldızdır. bırakın su damlasını, dünyaya göre bile devasa ölçeklerde ve korkunç sıcaklıkta bir kütledir. böyle bir yapının bir su damlası ile ne ilgisi olabilir ki?
evet tanrı da aynen bu misaldeki gibidir. nefsini arındıran insanın gelip kalbine oturur ve her daim konuşur, yol gösterir ona. bundan hem kalbine oturduğu kişi hem de onun çevresi istifade eder(nefsini arındırmamış kişiye tanrı gelmez).
diğer yandan, tanrı mutlak varlıktır; insan gibi minicik ve cüzi bir varlıkla ne gibi bir ilgisi olabilir ki?
evet bu zıt gibi görünen iki kavram, diyalektiğin karşıt kutupları veya kanatları olarak aynı anda doğru olmaktadır. iki kanat da aynı anda çırpılmak zorundadır. aksi takdirde tefekkür kuşumuz yere çakılacak ve hain kediye(şeytana) yem olacaktır.
sonuç itibariyle allahuekber demek, “evet güneş geldi kalbime oturdu; ama gelen sadece benim istidadımca(mesela hz. musa’ya celalli bir kabile şefi gibi gelir) olan bir yansımadır, bir tecellidir, bir surettir; güneşin kendisi ise benden çok öte ve erişilmezdir” anlamına gelmektedir. bu gerçeği böylece tespit eden ve allahuekber diyen kişiye bir üst seviye yansımaya, tecelliye yükseliş yolu açılmaktadır. allahuekber demeyen kişi ise mevcut tecellisinde çakılıp kalacaktır.



