Zikir (Titreşim Frekansı)21. Yüzyıl İslam AnlayışıCennet ve CehennemDünya ve AhiretLa Havle SırrıRüya, Rüya Dili ve Bilinçaltı SembolizmiSalavatTevekkül

Bilinçaltı 3

Bu sabah rüyada müstesna ve de fantastik bir macera yaşadığım ortam. tolkien’e buradan selam ederim. 10-15 dakika önce bu rüyadan uyandım, sıcağı sıcağına yazayım.

gökyüzüne doğru yükseliyorum ama üzerimde karanlık ve yapışkan eller var, beni engellemeye çalışıyorlar. ben hemen “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” zikrini peşpeşe tekrarlamaya başlıyorum. tekrarladıkça yükseliş hızım artıyor ama yine de yeterli gelmiyor. bu zikri lafız olarak tekrarlamak yerine titreşimine odaklanıp, freakansı yükseltmeyi akıl edince karanlık ellerden sıyrılmayı başarıyor ve onları üzerimden atıyorum.

yükseliş bir müddet sonra yerini inişe bırakıyor. ama indiğim yer, o boyutun zemini. çamaşır ipleri ve onlara asılmış balık ağlarının olduğu bir yerlerdeyim. birden alarma geçiyorum. devriye gezen aslanlar var. bu aslanlar o kadar korkunç ve dehşetli yaratıklar ki, onlara yakalanmak felaket olur. bunlar ifritler olsa gerek. bir tanesi sanki beni hissediyor ama balık ağının arkasına saklandığım için göremiyor.

bu aslanları atlattıktan sonra yavaş yavaş meydana çıkıyorum. yürümüyor fakat havada uça uça gidiyorum. dar bir sokaktan ürke ürke geçtikten sonra güzel bir mahalleye giriyorum. balkonlar çiçek dolu. çiçekler çok güzel ama hafiften solmuşlar. kırmızı gülleri görünce hemen salavat getiriyorum. gül, hz. peygamberi çağrıştırıyor bana. uçarak gitmeye devam ediyorum. rüzgar soğuk soğuk yüzüme çarpıyor.

daha sonra orada değerli bir zat varmış, onu ziyaret edeceğim. bir anda ışınlanmış gibi kendimi onun malikhanesi önünde buluyorum. bu alemde sadece düşünmek bile yetiyor demek ki…

içeri girdiğimde beni çocuklar karşılıyor. etrafımda çocuklar pervane olmuşlar, ilgiyle ve gülerek beni çevreliyorlar. koridor boyunca yürüyorum, sağlı sollu odalar var. içeride dervişler varmış. bir anda topallıyorum sanki ayağım bir şeye takıldı. hayır bu sadece odadaki şahıslardan birinden nazar aldığım için oldu. koridorun sonunda o değerli zat var. içerisi kalabalık, onun sohbetini dinliyorlar. ben de en öne geçip oturuyorum. konuşması oldukça hikmetli. tasavvuf ıstılahı ile konuşuyor. bana iltifat etmiyor. o kadar uzun yoldan geldim, benimle ilgilenmesi gerek diye düşünüyorum.

yanımda genç bir çocuk var ve ayağı sakat, belli ki buraya fayda umduğu için gelmiş. konuşmacı zat “ayağının nesi var, nasıl oldu?” dİye soruyor. doğuştan öyleymiş. o genç ” sizin tuzunuz kuru, benim sıkıntımı anlamazsınız” minvalinde ağır sözler sarf ediyor. ben bu gence ” itiraz etme, Allah’ın takdirine razı ol. zaten bu dünya geçici, az bir zaman sonra hepimiz öleceğiz, sabredersen, umulur ki cennetliklerden olursun” diyorum. genç çok memnun oluyor ve seviniyor, sevinçten ölecek sanki. elimi onun kalbinin üstüne koyuyorum. o da ne? mavi gözleri iri iri açılıyor ve son nefsini veriyor. elimde öldü resmen bu çocuk. çok etkileniyorum ve ağlamaya başlıyorum. uyandığımda gözlerim yaşlıydı.

isnetus 26.07.2016 08:05 ~ 08:10

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu