
Suriye asıllı amerikalı müslüman yönetmen mustafa akkad, “çağrı”nın çekimlerine 1974 yılında fas’ta başladı, ancak fas hükûmetinin suudi arabistan’dan gelen baskılara boyun eğmesi üzerine çekimler 15 gün sonra durdu ve yüzlerce kişilik ekip, düzinelerce tırdan oluşan ekipmanla birlikte libya’ya geçti.
dönemin libya lideri kaddafi, çaresizlik içinde kıvranan yapımcı-yönetmen akkad’a el uzatmış ve filmi kendi ülkesinde çekebileceğini, ayrıca yapıma finansal destek vereceğini bildirmişti.
iki yıl süren ve neredeyse her gününde coğrafî, iklimsel, finansal, dinsel ve siyasal baskılarla, sorunlarla boğuşularak sürüp giden çekimlerin ardından da sinema tarihinde islâm’ın doğuş hikayesine adanmış en görkemli film ortaya çıkacaktı.
aradan geçen 45 yıl içinde sinemanın olanakları kat be kat arttı, cgı teknolojisi gelişti, akkad’ın iki yıl boyunca kameraları sık sık kilitleyen, objektiflerin içini dolduran yıkıcı çöl kumları arasında çektiği işkencelere gerek kalmaksızın pek çok zorlu sahnenin dijital animasyonlar ve yeşil arka fon tekniğiyle kolayca gerçekleştirilebildiği günlere ulaştık.
bu arada, “çağrı”nın uluslararası alanda elde ettiği yüksek saygınlıktan sonra -gecikmeli de olsa- sinemanın önemi ve değerini kavrayan mankafalı arap liderleri, ülkelerinde kurdurdukları film şirketleri üzerinden aynı temayı tekrar tekrar ele aldıkları pek çok tv dizisi ve sinema-tv filmi çektirdiler. özellikle de iran yönetiminin, 2015 yılında ülkenin önde gelen yönetmeni mecid mecidî’ye 30 milyon dolar bütçe sunarak yaptırdığı “hz. muhammed’in hayatı” filmi, söz konusu teknolojiyi dibine kadar kullanan çağdaş yapımlar arasında yer alıyor.
fakat, “çağrı”dan sonra islâm’ın doğuş ve gelişim süreçlerini anlatmak üzere -özellikle petro-dolar zengini arap ülkeleri tarafından- film setlerine dökülen milyarca dolara rağmen, üretilen sinema ya da tv filmlerinin, dizilerinin hiçbiri, 1977 yılında gösterime giren bu akkad klasiği kadar ilgi görmedi, yine hiçbiri sinemaseverlerin anılarına bu kadar derin ve silinmez bir şekilde nakşolmadı. hele de mecidî’nin yüksek bütçeli yorumu uluslararası arenada neredeyse hafif bir yel bile estirmedi.
pekiyi, neden?
bu önemli sinemasal sorunun cevabı, akkad’ın, 177 dakika süreli bu destansı filmin senaryosunu teslim ettiği isimde gizli…
o kişi, irlandalı gazeteci, yazar, tiyatro eleştirmeni ve senarist h.a.l. craig’di.
akkad, craig’e 1974’de uzun arayışlardan sonra ulaştı. çünkü, derdinin devâsının onda olduğunu ortak dostlarından öğrenmişti. islâm geleneğindeki “sûret yasağı”ndan, islâm tarihindeki olayların pek çoğunun o coğrafyadaki kavimler ve mezhepler tarafından taban taban zıt yönde yorumlanışına kadar, her açıdan büyük bir sorun potansiyeli taşıyan senaryonun mutlak surette “yüksek bir zekâ”ya teslim edilmesi gerekiyordu. bu, alelâde bir tarihsel film senaryosu değildi. sinemanın alfabesine fazlasıyla uyacak, fakat bunu yaparken islâm’ın ulema sınıfından hiç kimseyi de kızdırmayacak, çok özel ve sıra dışı bir mimarisi olmalıydı.
1921-irlanda, cork doğumlu craig de o tarihe kadar başardıklarıyla, akkad’da nicedir aradığı kişi olduğu izlenimi uyandırmıştı. akkad, craig ile tanıştı, onu sevdi ve eteğindeki bütün taşları önüne döktü. işinin zor olduğunu peşinen bilmeliydi. hz. muhammed üzerine senaryo yazmak, öyle hz. musâ için “on emir” filmi çekmeye hiç benzemeyecekti. her şeyden önce önlerinde aşılamaz nitelikte bir “sûret yasağı” bulunuyordu. hem de yalnızca peygamber için değil, hemen hemen bütün yakın çevresini kapsayacak şekilde!
ayrıca, islâm’ın doğuş aşamasındaki bütün olaylar, islâm coğrafyasında ihtilaflara yol açmadan anlatılmak zorundaydı. akkad’ın çok önemli bir isteği daha vardı ki o da peygamber’in kesinlikle eski dönem hristiyanlık filmlerindeki hz. isa gibi masalsılaştırmadan, paganizme karşı giriştiği mücadeleyle çağ açıp çağ kapatmış, son derece somut bir kişilik olarak betimlenmesiydi. yazılacak bir senaryo, bütün bu dinsel / ideolojik sorunları çözecek, üstüne de yüksek bir sinemasallık ekleyecek enfes bir karışım içermeliydi.
tanışma mahiyetindeki bu ilk görüşme 1973 yılında yapılmıştı. gençlik yıllarından bu yana sıkı bir sosyalist olan craig, önlerinde uzanan sorunları anladığını belirterek, akkad’dan, o güne kadar üzerinde hiç derinlemesine çalışmadığı bir konu başlığı olarak islâm’a odaklanmak üzere birkaç ay süre istedi. akkad da ona bu çalışma süresini vererek yanından ayrıldı, filmin finansmanıyla ilgili boğuşmasına geri döndü.
craig, aradan yaklyaşık 6 ay geçtikten sonra akkad’ı aradı ve senaryoyu kafasında formüle ettiğini bildirdi.
akkad, craig’in olanca iyi niyetine rağmen senaryoda islâmî açıdan bir sorun ortaya çıkmaması için, ana yazarın kaleme alacağı metni son bir tur daha okutup nihai onay alacağı ikinci bir yazarla daha anlaşmıştı. o kişi de mısırlı araştırmacı tevfik el hâkim’di.
sosyalist craig, yaklaşık 9 aylık bir çabanın sonunda, “çağrı”nın bilinen senaryosunu yazıp bitirdi. senaryonun en dikkat çekici özelliği ise, yaşandığı kesin kayıtlarla ispatlanamayan hiçbir mistik-metafizik olayın hikâye içinde yer almamasıydı. craig, akkad’ın da isteği doğrultusunda, hz. muhammed’in hayatındaki bu tür olay ve ayrıntılara hiç girmemişti. ay’ın ortadan ikiye bölünmesi, mirac, cebrail ile görüşmeler, peygamber’in hayat akşı içinde çeşitli zamanlarda sergilediği söylenen mucizeler… bunların hepsi bilinçli olarak ayıklanmış ve geriye de hak bildiği yolda yıllar yılı bir milim bile geri adım atmadan, her türlü tehdit ve hakarete karşı durarak cesurca ilerleyen bir devrimcinin hikâyesi bırakılmıştı.
olayı böyle okumak, craig’in kendi özelinde hayatı okuyuş biçimi dikkate alındığında son derece anlamlı bir yere oturuyordu. o, hz. muhammed’de gerçek bir devrimcinin mücadelesini görmüştü. dahası, bu mücadeleyi de tarihin en önemli sosyalist mücadelelerinden biri olarak tanımlamaktaydı satır aralarında…
senaryonun, tartışmalı meselelere, hurafelere, masallara, abartılmış gerçekliklere hiç girmeden, allah’tan aldığı emirle zorlu bir yola baş koyan, ezilenlerin sonuna kadar yanında ve despotlara ise ölesiye karşı bir ilahî devrimcinin hayat hikâyesini anlatan bu “sosyalist” dokusu, okuduğunda akkad’ın da çok hoşuna gidecekti. ayrıca, craig’in buluşu olan “kameranın objektifini peygamber’in gözlerine dönüştürme” tekniği de anlatımdaki büyük bir handikapı çözüyordu.
“çağrı”yı oturup alıcı gözüyle izlediğinizde filmin hiçbir ânında, 1950’lerin hollywood tarzı hristiyanlık filmlerine benzer mistik bir atmosfer göremezsiniz. hikâyenin kerametlerle, mucizelerle, masallarla hiç işi yoktur, senaryonun ayakları ilk dakikadan son dakikaya kadar yere son derece sağlam basar. sahnede inanmış bir adam ve onunla ölüme gitmeye hazır bir avuç bağlısı vardır.
bunlar son derece güçlü ve ezici bir feodal yapının karşısında, sayısal anlamda mutlak zayıf olmalarına rağmen, inançlarından aldıkları benzersiz bir motivasyonla destansı bir mücadeleye girişirler.
islâm tarihini okudukça o motivasyona hayran kaldığını belirten senarist craig, hz. muhammed’in, sınıfsal farklılıkları mümkün olduğunca törpülenmiş, geliri hakça paylaşan, adaletle yönetilen, ahlâklı bir şekilde yaşayan eşitlikçi bir toplum ülküsünün peşinde koşmasıyla, kendisinin bakış açısına göre, tarihin en görkemli hak arama savaşlarından birini verdiğini söylemişti.
yazarı bu mücadelede en fazla etkileyen olaylardan biri ise peygamber’in, dönemin keskin kast sistemi içinde insan bile sayılmayan siyahî bir köle, habeşistanlı bilal’i o hiçliğin içinden çekip çıkartarak sağ kolu yapmasıydı. nitekim, craig islâm’ın ırk ayrımcılığına kökten karşı duruşu ve köleliği reformize etme çabalarından öylesine derinden etkilendi ki, 1970’li yılların sonlarına doğru”ben, bilâl” adlı bir de kitap yazdı. bu kitap türkçeye de çevrilmiştir.
bu arada, akkad’ın craig ile verimli işbirliğinin “ömer muhtar”ın senaryosunda da sürdüğünü vurgulayalım.
işte, “çağrı”yı onca bezer tarihsel epik arasında ayrıcalıklı kılan ve onu sinemanın ölümsüz klasikleri arasına sokan sihirli formülü budur. film, hz. muhammed’in allah’tan gelen emirlerle hareket eden bir elçi olduğu üst başlığına ihanet etmeden, fakat onu bütünüyle bulutsu, metafizik bir varlığa da dönüştürmeden, hakça bir düzen için savaşan kararlı bir devrimci olarak sunar. islâm, kendi dönemi içinde değiştirdikleriyle tartışmasız bir devrimdir.
(alıntı-ali murat güven)



