
Bir arkadaş şöyle güzel bir yorum atmış:
“Resul-i ekrem aleyhissalâtü vesselâm mekke’den hicret ettiği ve küffar takibe çıktıkları vakit, sebir namındaki dağa çıktılar. sebir dedi: “yâ resulallah, benden ininiz! korkarım, benim üstümde sizi vururlarsa, allah bana azab eder. onun için korkarım. cebel-i hira çağırdı: “bana gel” bu sır içindir ki, ehl-i kalb, sebir’de havf ve hira’da da emniyeti hissederler.” (zülfikar risalesi)
önceki yorumunuza göre arz yani maddenin aslı dahi enerji yapılıdır. yani sabit değildir- döner. (bunu “titreşir” olarak düşündüğümde kafamda çok daha iyi netleşiyor.)
titreşme ve dönme sonucu ise dönme ya da titreşme hızı oranında bir kuvvet ve güç belirimi olur. kalbin nurlanmasından maksat da budur; yani titreşim hızının, zikrinin artmasıdır.
bu noktada kalp ehlinin sebir dağında havf, hira dağında güven duygusu hissetmelerinin nedenini o dağların titreşim frekanslarının yani zikirlerinin sonucu açığa çıkan nurani kuvvetleri kalben hissetmeleri olarak düşünebiliriz.
(aslında bunun tatbiki hepimiz için o kadar kolay ki; gittiğimiz bir mekanda yok yere kasvet basıyorsa uzaklaşalım oradan; çünkü nursuz bir yerdir. biriyle konuşurken kalbe bunalım düşüyorsa o kişide muhtemelen nur azdır. keza boğazımıza bir yemek dahi takılıyorsa ya da yediğimiz yemek rahatsızlık veriyorsa nursuz yani düşük titreşimli-zikirli-haram olma ihtimali vardır.)
bunun dışında hira dağı, peygamber efendimiz (s.a.v)’e ilk vahyin geldiği mübarek mekandır.
açıkçası bu noktada neden hira dağında vahiy geldiğini ve emin bir mekan olduğunu kendi çapımda bir nebze anlamış olabileceğimi düşünüyorum.
hakka teslimiyet bizdeki meleki-nurani kuvvetler uyandırırken, haktan uzaklaşarak mücadele vermek nâri, enerjetik, yani cinni kuvvetleri etkinleştiriyor. (hz. ebu bekir entrinizden(bkz: #95716191))
kur’an’da anlatılan olaylar, peygamber efendimiz (s.a.v)’in hayatı ve dahi evliyalardan nakledilen her hadise hatta karşılaştığımız her olay, insan, şey bize iç dünyamız hakkında bilgi vermekte ve yol göstermekte. bu nurani veya cinni özellikler ise içimizde potansiyel olarak mevcuttur.
anlam olarak hira’ya bakacak olursak “harra” ya da “hırra” olarak da geçer. harra: (hurur) yüksekten aşağı düşmek; boyun eğen, itaat eden, muti anlamlarındadır.
yani hira dağında vahiy gelmesi ve kalbe eminlik vermesi durumunu etimolojisinden de sezeceğimiz gibi “boyun eğmek” ve “hakka itaat etmek” ile alakalı olarak nurani kuvvetlerin uyanması ahvaline benzettim.
tam mukabil ve zıt mana ise itaat etmeme, teslim olmamadır. bu da kalbin kararıp vahiy veya ilham alamamasına sebep olan bir durumdur.



