
Fırıncı
Tuhaf bir fırıncı vardı. kendisine sahte para verseler de parayı kabul eder, paranın sahte olduğunu anladığı halde söylenmez, istenilen ekmeği verirdi.
etrafındakiler onun bu hâlini bilir, şaşırırlardı. kimse onun neden böyle yaptığını anlamazdı..
nihayet ölüm vakti gelip çatınca fırıncı ellerini yüce dergâha açtı ve şöyle yalvardı:
“ey Allah’ım, biliyorsun ki yıllarca insanlar bana sahte dirhem getirdi ve ben bunu onların yüzüne vurmayıp istediklerini verdim. şimdi ben de senin huzuruna sahte taâtlerle/ibadetlerle geliyorum, ne olur onları yüzüme vurma.”
kıssadan hisse: insanoğlunun becerebildiği yalnızca vızıldayıp arı taklidi yapmaktır. “bal” ise tamamen lütfu ilahidir. lutfa uğramak için, kişinin aczini ve kusurunu bilmesi şarttır.



