Yalnızlık 1
İlahi adaletin mahkeme-i kübrasında yargılandım, hüküm giydim ve yalnızlık cezasına çarptırıldım. gayet hoş sohbet biri olarak, vakti zamanında kafa dengi arkadaşlarımla saatlerce, sabahtan akşama kadar fasıla vermeksizin tasavvuf sohbetleri yapmaya alışmış biri olarak, benim için ölümden beter bir karardı bu.
insanlarla konuşamaz oldum. tahammül edemiyordum onlara. ruhum daralıyor, kaçacak delik arıyordum. onlardaki her çarpık düşünce, hastalıklı haller bana olduğu gibi yansıyor ve beni yıkıma uğratıyordu. neticede insanlarla arama mesafe koymaya başladım. buna mecburdum çünkü başka türlü hayatta kalamazdım.
gel zaman git zaman yalnızlığa alıştım. her ne kadar alışsam da, bunu üzerimdeki bir lanet olarak görüyordum. çok yanılmışım. o bir belâ değil, devâ imiş.
dermân arardım derdime, derdim bana dermân imiş,
bürhân* sorardım aslıma, aslım bana bürhân imiş.
(niyazi mısri)
gördüm ki, toplum dediğimiz yapı, bütünden kopmuş ayrıksı şuur sahiplerinin birbirleriyle kurduğu ilişkiler ağı, network’ü imiş. dolayısıyla geri besleme yoluyla ayrıksı şuuru yaşatıyor, çökmesine izin vermiyormuş.
bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
(nfk)
“kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar; annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından. o gün, onlardan her birinin derdi başından aşkındır” (abese; 34-37)
ayrıksı şuur, vahdetten/birlikten kopuk şuur için:
(bkz: #39453815)



