İmamların Kayıt Dışı Gelirleri
Din dediğimiz olguyu ritüellere indirgerseniz zorunlu olarak işin varacağı durum budur. sonra kademe kademe buna kulp da bulunur. fetvası da verilir.
dini ritüele dönüştürünce ne oluyor?
ritüel bilgisine sahip olan adam ön plana çıkıyor ve verdiği hizmetin bedelini talep ediyor. meselenin özü ise tamamen kayboluyor.
orta çağ boyunca dönemin toplumsal şuuru icabı koskoca bir din adamları sınıfı oluşmuştur ve iktidarı oluşturan sacayağından biri de bunlardır(askeriye, ilmiye, kalemiye = asker, din adamı, bürokrat). doğudan batıya dünyayı kolaçan edin, aynı olaya şahit olursunuz. batıda kilise, bizde medreseliler, hind’de çin’de kore’de japonya’da keşişler, rahipler vs…
ancak insaflı olmak gerekirse, ortaçağ insanı için başka türlüsü mümkün değildir. o çağın şartları ve bilinci din denilen ideolojiyi ve din adamları sınıfının mevcudiyetini zorunlu kılmaktadır.
asıl garabet ise ortaçağ için normal olan yapıları günümüzde faal tutmaktır. ancak zamanın hükmünü kimse geri çeviremez. batı’da kilise iyice marjinalize olmuş durumdadır. bizde de gidişat o yöndedir. nitekim hocaların toplum içinde pek de itibarları yoktur. gençler hoca olmak istemezler. kızlar da bir hoca ile evlenmeyi düşlemezler. bunlar ciddi bir göstergedirler.
kainat, allah’ın özelliklerinin açığa çıkmasıdır. o’ndaki bilkuvve(potansiyel) olan özelliklerin dış planda belirmesidir. yani kainat olmasaydı allah’ın zâhir(açıkta, görünen) ismi atıl kalırdı.
insan ise gerek kainatı gerekse kendi iç alemini(insan mikro bir kainattır) murakabe ederek allah’ı bilmek ve tanımak için var edilmiştir. insanın temel misyonu budur. allah’ı bilmek ve tanımak…
bu nedenle insan gerek kendi içinde gerekse kainat ile uyumu yakalamak ve tüm çatışmalardan kurtulmak zorundadır ki, islam budur. yani islam; barış, sulh, selamet, denge, huzur, uyum halidir…
sözü edilen uyumu yakalamak haddi, kırmızı çizgileri aşmamak ile olur. madde aleminde her şeyin sınırları ve ölçüleri olduğu için, sınırları taşırmak mutlaka çatışmaya, kavgaya, iç ve dış gerilime yol açar. bundan kaçınmak için de evrenin işleyiş kurallarına uymak zorundayız. bu kuralları bize öğreten de peygamberlerdir. daha doğrusu onları enstrüman olarak kullanıp, onların dilinden konuşarak bize kuralları öğreten hakk’tır.
esasen sözü edilen öğrenim süreci, usta-çırak ilişkisi içinde yürür. mevzu kitabi veya soyut bilgi veya ritüel bilgisi değildir; yaşantıdır. çok basitçe söylersek. bahsedilen uyumu yakalamış yani islam olmuş birini bul… ona çırak ol… zaman içinde sen de bir ustaya dönüşürsün. peygamberler ustaların ustasıdır. din adamı denilen ritülelistleri ise unut gitsin; hacı, hoca, diyanet, ilahiyatçılar…
ve son hüküm:
islam olmuş kimseler sundukları şuur ve yöntem için para talep etmezler.
“sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir”(yasin 21)



