Türkiye’deki islamcılık, kemalizmin çocuğudur; tıpkı ayyaş berduş bir baba(kemalizm) tarafından döve döve büyütülüp psikolojisi sakatlanmış bir çocuk gibidir islamcılık.
islamcılar şöyle düşünürler, “mustafa kemal meclisi dualarla, kuran okuyarak açtı; ama gücü eline geçirince asıl yüzünü ortaya koydu ve türkiye’yi dinden uzaklaştırdı. o halde biz de benzer bir yol uygulayabiliriz”
ayrıca kemalizmin iktidarını nasıl uyguladığını da gözlemlediler. kemalizmin gücü ordu, yargı ve bürokrasi üzerindeki hakimiyetine dayanıyordu.
fetö hedefini belirledi; mustafa kemalin ilk dönemde kendini kamufle etmesi gibi o da mensuplarını tamamen bukalemun haline getirip orduyu, yargıyı ve bürokrasiyi ele geçirecekti. devlet zaten bunlar demekti ve bu kurumlar ele geçirilince misyon tamamlanmış olacak ve ülke kemalizmden kurtarılacaktı. mensuplarını motive etmek için ürettiği mistik soslardan bahsetmeye gerek yok. o yüzden o kısmı es geçiyorum.
necmettin erbakan da milli görüşü benzer bir mantık üzerine inşa etmişti. oy yoluyla halkı kazanacak ve iktidara gelecekti. iktidarın verdiği imkanlarla toplumu dönüştürecek ve ülkeye islamı getirecekti. milli görüşün günümüz versiyonunun yani akp’nin gele gele geldiği nokta kemalizmle el sıkışmak olmuştur. bu kafa ve seviye ile kültürel iktidarı asla ele geçiremeyeceklerini de anlamış durumdalar. en azından baştaki üç beş kişi anlamış durumda. diğerleri fütursuzca ziyafete devam ediyorlar.
ilaveten, ortadoğu akımlarından ve sol hareketlerden etkilenen devrimci islamı savunan hareketler de türemişti. bunlar bir kısım marksistler gibi silahlı mücadeleyi savunuyorlardı. savundukları yöntem haricinde milli görüşe benzer sayılabilecek düşünceleri vardı. ancak bu türden hareketler oldukça dar çevrelere münhasır kaldılar ve toplum üzerinde kayda değer bir etki oluşturamadılar.
diğer tarikat, ufak çaplı cemaat vs. gibi örgütlenmeleri pek saymaya gerek yok; çünkü onların da siyasi görüşleri genelde yukarda sayılan akımların biriyle uyumluydu.
günümüzde bu akımların tamamı elde patlamış ve iflas etmiştir. zira hepsi son derece sığ bir zihnin ve eksik bir analizin ürünü idiler.
dikkat edin, islamcılığın başlangıç noktası bile hatalıdır. meseleyi yalnızca kemalizmin el çabukluğu ile iktidarı ele geçirmesi ve ülkeyi dinsizleştirmesi olarak görmüşler ve benzer yöntemlerle iktidarın tekrar ele geçirilmesi ile problemin çözüleceğine inanmışlardır. halbuki islamın temel meselesi iktidarın ele geçirilmesi değil, 21. yüzyıla uygun bir yorumunun yapılabilmesi ve dinin yenilenmesidir(tecdid). 1600’lü yıllardan beri böyle bir ihtiyaç içindeyiz.
yeni bir din anlayışı üretilmedikçe iktidarı ele geçirmenin herhangi bir faydası yoktur; hatta pek çok zararı vardır. islam adına yapılacak yanlış, tepki çekici ve baskıcı uygulamalar insanları islama karşı soğutabilir ve reaksiyoner hale getirebilir.
yeni bir din anlayışı üretildikten sonra ise yine iktidarı ele geçirmeye gerek yoktur; çünkü artık o anlayış tüm topluma sirayet edebilir ve tüm gönülleri fethedebilir durumda olacaktır.
ancak yeni bir din yorumunun yapılabilmesi kuru akıl ehlinin işi değildir. tartışmalarla, açık oturumlarla olmaz o iş. bu din üniversitelerde üretilmedi; karanlık bir mağarada melekut boyutundan inzal oldu. gelecekse eğer, yeni din yorumu da böyle gelecek. o zamana kadar da bize intikal eden islamın batın yorumu yani tasavvuf ile idare edeceğiz. islam adına siyasete bulaşanların düştükleri vahim durumları da tribünlerden buruk bir şekilde izleyeceğiz.



