Osmanlı Sosyalist Miydi
Bir sürü teorik tartışmayı bir yana bırakırsak, sosyalizmin başlıca görünümü ve ayırt edici özelliği nedir?
elbette üretim vasıtalarının kamu elinde, daha doğrusu devlet elinde olmasıdır. sovyetler birliği ve eski doğu bloku ülkelerinde fabrikalar ve üretim tesisleri devletin mülkiyetinde idi ve özel sektöre izin verilmiyordu.
tarım toplumu döneminde ise başlıca üretim vasıtası topraktı. tarım toplumlarında toprak rejimi kritik bir öneme sahipti. zira siyasi ve askeri yapı tamamen toprağın yönetimine göre şekillenmekte idi.
avrupa ve japonya’da toprak, soylular(lordlar, daimyolar) arasında paylaşılmıştı. kral veya şogun bu toprak sahipleri arasında en imtiyazlı olanıydı ve onların reisi idi. kralın gücü döneme göre değişkendi. kimi dönemlerde kralın gücü lordlar heyeti başkanı olmaktan öteye gidememişti. çok kabaca söylersek avrupa ve japonya’da yönetim, toprak mülkiyetini elinde bulunduran soylular koalisyonuna aitti.
osmanlı ve ortadoğuda, avrupa veya japonya’daki gibi bir sistem benimsenmedi; çünkü bu bölgede coğrafya başka şartlar dikte ediyordu. geniş ve istilaya her daim açık alanlar, merkezi iktidarın çok güçlü olmasını gerektiriyordu. aksi durumda yönetimde istikrarı sağlamak mümkün olmaz ve hiç bitmeyen iç ve dış savaşlarda nüfus helak olup giderdi.
toprak mülkiyetini elinde tutan soylu aileler…işte ortadoğuda buna izin verilmedi. padişah veya sultan tüm toprağın mülkiyetini kendi üzerine aldı ve bu toprakları da köle veya devşirmelerden kurduğu bürokrasi ile idare etme yoluna gitti. köle veya devşirmeler köksüz oldukları için soylu ailelere dönüşemiyorlardı. hatta devlet bunların ölümünden sonra mallarına el koyuyordu. toprak karşılığı süvari yetiştiren kişiler de(dirlik sahipleri) bu imtiyazlarını çocuklarına miras bırakamıyordu.
görüldüğü üzere osmanlı düpedüz bir tür tarım toplumu sosyalizmi kurmuş ve kolektivist bir sistem inşa etmişti. osmanlı’nın sonunu da sosyalizm getirdi; tıpkı sovyetler birliğinin sonunu getirdiği gibi…
sosyalist düzen ülkedeki tüm güç odaklarını yok ettiği için, iktidar tek elde toplanıyor ve despotizme evriliyordu. yine aynı nedenle hukuk gelişemiyor ve adalet sağlanamıyordu. resmi ideolojinin ağır baskısı altında düşünce ve sanat boğulup gidiyordu. sonuçta ülke ve devlet içten içe çürüyor ve nihayet koflaşmış bir çınar gibi devriliyordu.
sosyalizmin bu laneti cumhuriyet döneminde de devam etti. neticede kafa yapısını değiştirmek o kadar kolay değildi. cumhuriyetin kurucuları da “devletçilik” ilkesi ile sosyalizmin bir tür ön sürümünü benimsediler ve devlet eliyle sanayileşme politikası güttüler. elbette bu yöntem başarısız oldu. japonya ve güney kore gibi devlet destekli ama özel sektör eliyle sanayileşme politikasını benimseyen ülkeler ise alıp başlarını gittiler.
sosyalizm denen illetten günümüzde dahi kurtulabilmiş değiliz. onun karanlık mirası ve laneti hâlâ üzerimizdedir ve yaşadığımız krizlerde önemli bir etkendir. bugün kanımızı emen, iliğimizi kurutan şişirilmiş devlet kadroları o günlerden kalmadır.
kısacası, gelişmenin anahtarı= minimal devlet+ serbest piyasa ekonomisi ve özel sektör eliyle kalkınma+ kapitalist kalkınma metodunu benimsemiş tek parti yönetimi(evet demokrasi geri kalmış ülkeler için zararlıdır; hatta zehirlidir).
not: türkiye’deki memur sayısının genel nüfusa oranını batı avrupa devletleri ile kıyaslayıp gayet normal bulan tipler çıkar arada; şahit olmuşsunuzdur. zeka özürlüdür bunlar. batı avrupa devletleri ile türkiye’nin organizasyon seviyesi bir midir? türkiye’deki memurların çoğunun yata yata maaş aldığını artık sağır sultan bile duymuştur. gerçekte gizli işsizdir bunlar ve maaşları reel üretim yapanların sırtına yüklenmiştir.
(bkz: hukuk/#127454220)



