Rüya, Rüya Dili ve Bilinçaltı SembolizmiAşk - SevgiOkuyucu MesajlarıŞuur (Nefs) Mertebeleri

Rabia

Rabia: tevil, tefsir ve yorum:

rabia: dördüncü, dört… saatteki salisenin altmışta biri… tanzimattan sonra memurlukta kolağası derecesinde bir rütbe…ünlü kadın mutasavvıf rabiatü’l adeviyye…

rabia=kadın=nefs olduğuna göre, “rabia”yı rüyada görmek, hem nefsin dördüncü mertebesine, hem de rabiatü’l adeviyye’nin “allah aşkının” sembolü olması nedeniyle de, “aşk” manasına yorulabilir.

ayrıca rabiatü’l adeviyye, ferîdüddin attâr hazretleri tarafından “hz. meryem’in nâibi” ve “tâcü’r-ricâl/erkeklerin tacı” olarak nitelendirilmiştir. ibnü’l-arabî, râbia’nın abdülkâdir-i geylânî ve şiblî ile aynı mertebeyi paylaştığını, bu mertebenin sevgi ve ibadeti sadece allah’a tahsis edenlerin mertebesi olduğunu söyler. ebû tâlib el-mekkî, râbia’yı süfyân es-sevrî’den daha üstün bir mertebede görerek, onu “hulle” (allah ile dostluk) makamına yerleştirir. aynı zamanda kırklar meclisi’ndeki 19 kadından biri olduğu söylenir ve kırklar meclisi’ndekiler allah eri olarak kabul edilir. rabia, sufilere göre tasavvuftaki dördüncü makama da işaret eder…

kendisinin “o kadar allah ile doluyum ki, gönlümde o’ndan başkasına yer kalmadı.” sözlerine karşılık, peygamber sevgisi hatırlatılınca, yine “hiç kimseye yer kalmadı” dediği rivayet edilir. 

bu sözlere imam-ı rabbani hazretlerinin cevabı şu şekildedir: 

“bir kimsenin üstünlüğü, tabii makamının yüksekliği ile ölçülür. o yer, kendi mebde-i te’ayyünü(başlangıç noktası) olan ism-i ilâhîdir. yine bu yüzden, büyüklerden bir kaçı demiştir ki, ârif yükselirken, büyük aracıyı* arada bulmaz. o arada olmadan yükselir. hocam muhammed bâkîbillah “kaddesallahü teâlâ sirrehümâ” hazretleri, râbi’a-i adeviyyenin de, bunlardan biri olduğunu bildirmişti. bunlar yükselirken, büyük aracının mebde-i te’ayyünü olan isimden ileri çıkınca, berzahiyyet-i kübrânın arada kalmadığını sanıyorlar. berzahiyyet-i kübrâ, hakîkat-i muhammediye’dir. işin doğrusunu yukarıda bildirdik.

bu yanılgıya, sâliklerin kimisinde de, sebep şu olmaktadır: sâlik, kendi mebde-i te’ayyünü olan isimde seyr ederken, ilerlerken, büyüklerin mebde-i te’ayyünleri olan isimleri de topluca geçmektedir. çünki her isimde, bütün isimler özet olarak bulunmaktadır. insanın, her şeyi kendinde bulundurması, mebde-i te’ayyünü olan isimde, bütün isimlerin bulunması yüzündendir. sâlik kendi isminde ilerlerken, büyüklerin isimlerini de kısaca geçerek, ismin sonuna gelir. kendinin daha üstün olduğunu sanır. görmüş olduğu ve hepsinin geçmiş olduğu, büyüklerin makamlarının, makamların aslı olmayıp, nümûneleri olduğunu anlayamaz. bu makamda, kendini, hepsini toplamış ve onları kendinin parçaları sanarak, kendini daha yüksek görür(…)/220.mektup”… 

muhyiddin-i arabi hazretlerinin yorumu:

“…bu kişi, süluk esnasında bilgiyle beraber iman sahibi, ya da bilgi olmaksızın sadece iman sahibi olabilir. böyle bir insanın himmeti, sadece Allah ile ilgili olabilir. çünkü iman onu sadece Allah’a götürebilir. bilgi ise, vasıtalara ve âlemde alışılagelmiş hikmetin düzenine yönlendirir. iman sahiplerinin seyrinin niteliğine gelirsek, onların buna ulaşması, sadece meşru olmak yönünden dince belirlenmiş azimetler vasıtasıyla gerçekleşebilir. onlar iki kısımdır: bir kısmı, himmetlerini peygamberin bir uyarıcı ve öğretici olarak gelmiş olmasına bağlar. peygamber, Allah’ın mertebesine ulaştıran yolu öğreten ve buna dikkat çeken kimsedir. peygamber bu bilgiyi verdiğinde, aradan çıkar ve kendileriyle Allah’ın arası boşalır. bunlar, iyilik ve hayırlara koşup yarıştıklarında, önlerinde hiçbir yaratığın ayak izini görmez. çünkü onlar bunu nefslerinden uzaklaştırmış ve tek başlarına hakka yönelmişlerdir. bu kısma örnek olarak Rabia Adeviyye’yi verebiliriz. bu insanlar, meclis ve sohbette durduklarında, hak belirli bir dil vasıtasıyla olmaksızın ilahi sözlerle kendilerine hitap eder…”

“rabia günün birinde basra sokaklarında bir elinde meşale, diğerinde de ibrikle yürürken kendisine niçin bir elinde meşale, diğerinde de ibrik taşıdığını sorarlar, o da şöyle bir cevap verir: “cenneti ateşe vermek, cehennemi de söndürmek istiyorum; böylece iki engel ortadan kalkmış olacak ve cennet umudu veya cehennem korkusuyla değil, allah sevgisiyle ibadet edenler ortaya çıkacak.” 

imam-ı rabbani hazretlerinin cevabı:

“sona varmadan önce, fenâ makamında iken, dünya ve âhiret unutulur. âhirete bağlılığın, dünyaya bağlılık gibi olduğu sanılır. fakat, bekâ şerefi ile şereflenerek, nihâyete kavuşunca ve nübüvvet kemâlâtı ışık salınca, her ân âhiret düşüncesi ve cehennem korkusu vardır; ondan allahü teâlâya sığınılmaktadır; rabbinden cenneti istemektedir. (…) bunun gibi, cennette bulunan her şey, dünyâdaki ibâdetlerin, iyi işlerin netîceleridir. allahü teâlânın kemallerinden herhangi biri, bu dünyada, iyi sözlerde ve iyi işlerde yerleştirilmiş olduğu gibi, bu kemâlât, cennette, lezzetler, nimetler perdesi altında meydana çıkar. 
bunun içindir ki, oradaki lezzetleri, nimetleri allahü teâlâ beğenir. bunları tatmak, cennette sonsuz kalmaya ve allahü teâlâya kavuşmaya sebep olur. zavallı râbi’a “rahmetullahi aleyhâ” eğer bu inceliği anlamış olsaydı, cenneti yakıp yok etmeyi düşünmezdi. ona bağlılığı, allahü teâlâya bağlılıktan başka sanmazdı! /302.mektup”

(yorum “deep blue” mahlaslı okuyucuya aittir)

isnetus 30.10.2016 13:59 ~ 14:37

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu