Zekanın tek başına hiçbir işe yaramadığının en büyük delili bu şahıstır. zira zeka sadece ruhun/nefsin kullandığı bir bilgisayardır veya eskilerin tabiriyle vücud ikliminin padişahı olan ruhun veziridir.
padişahda kabiliyet olmayınca vezirin de pek bir fonksiyonu kalmamaktadır. tasavvuf ıstılahında nefs mefhumu kullanıldığı yere göre anlam kazanmakla beraber karanlık yüze dönmüş ve istikametten ayrılmış ruh manası en öze dönük kullanımını teşkil eder. yani kararmış bir ruh artık nefstir…
bu tanımı yapmak bizim için önemli çünkü batı medeniyeti baştan başa nefsin emrindeki gelişmiş bir aklın ürünüdür. batı düşüncesi ve dünya görüşü ve insanlara empoze ettiği paradigma nefsin ellerinde yoğrulmuştur.
bu paradigmayı kabullenmiş insan artık tek gözlü bir yaratık olur sadece maddeyi görür ama ötelere karşı kördür. gözünün önünde her an cereyan eden mucizeyi tesadüfe havale eder. insanoğlu bir anlığına dahi gafleti üzerinden atacak olsa bunun ne kadar çılgınca bir düşünce olduğunu görür ve dehşete kapılır.
bir müslüman eğer kıvamını bulursa kainata ve insana hayret ve ilim gözüyle bakar her an mucizeye şahitlik eder. resimdeki olağanüstülüğe bakıp ressama hayran olur. zaten resmin var oluş gayesi de odur. eser müessirine delalet eder. bu kainat, biz onun sahibini tanıyalım diye var olmuştur diye düşünür. bu kainat ve insan tamamen bir tesadüf sonucu oluşmuştur ve ihtimallerden bir ihtimaldir diyene de ancak “la havle ve la kuvvete illa billah” der yani Allah’tan başka güç ve davranış sahibi yoktur…



