Ben Bilgisi
Esasen iki tane benlik bilinci vardır: emmare ve mutmainne olmak üzere; diğerleri ara formlar ve kademelerdir aslında.
“ben” gerçekte bir varsayımdır, farz ediştir; tüm alem ortaya çıkabilsin diye. sonsuz iyi, sonsuz güzellik, sonsuz nur vs…bunlar anlaşılmaz. sonsuz ışıkta hiçbir şey görülmez. işte bu “ben” sonsuza limit çekiyor. ancak bu limit çekme gerçek olamaz ve olması da mümkün değil.
örnek: benim arabam, benim evim, benim çocuğum….
emmare şuur, bunları gerçek olarak kabul ediyor. yani “benim arabam” dediğinde önce kendini bir gerçeklik olarak kabul ediyor, sonra da arabayı gerçek olarak kendine nispet ediyor.
halbuki gerçekte ne sen sensin ne de o araba sana ait. bu vasfedişlerin hepsi itibari, geçici, emaneten, arızi…sırf bazı azim hikmetler gerektirdiği için böyle bir düzen kurulmuş.
gerçekte ben yokum, sadece bir varsayımdan ibaretim. eğer olsaydım allah’ın mülkünde ikinci bir varlık olarak ortaya çıkmış ve ona karşı ikinci bir ilah olmuş olurdum. “benim” dediğim her şey de tasarrufu bana geçmiş mülk olurdu; malik-ül mülk(mülkün yegane sahibi) buna izin verir mi sizce?
dikkat edin şirk niçin korkunç bir suç? (şirk= şirket, ortaklık, pay almak)
önce “ben” diyerek ilahlık iddia ediyorum. sonra allah’ın mülkünden mülk gasp ediyorum.
emmare tam olarak budur.
mutmainne ise kendinin yokluğunu görmüş ve mülkü asıl sahibine iade etmiş olandır.
tabii bunların hepsi insanın şuurunda ve zannında olup biten şeyler. yoksa biz öyle sanıyoruz diye allah’ın mülkünün bir kısmının sahipliği bize geçmiyor. allah, mülkünün bir kısmından feragat etmiyor.
bir misal: bir general düşman komutanına mesaj gönderiyor. “silah bırak ve teslim ol yoksa seni ezip geçerim”. emmare bilincindeki general, o anda tüm gücü sahiplenmiştir. “ordumla seniz ezip geçerim” derken sahiplik psikolojisindedir ve bu sözü o anda gerçek olarak söyler. mutmainne bilinç ise bu sözü söylese bile mecaz olduğunun gayet farkındadır. elindeki güçlerin şahsına ait olmadığını, kendisinin sadece bir memur olduğunu her an idrak halindedir. hatta bunun dahi ötesine geçmiştir. her şeyi nispet ettiği “ben”inin dahi gerçek bir zemin olmadığını bilir.
emmare her ne kadar ilahlığını ilan etmiş olsa dahi zavallı bir ilahtır. şu hayatta aczini hissetmemiş olan insan var mıdır?
işte bu acz noktasında emmare nefs kendi aczini telafi etmek için yollar arıyor. başka türlü korkusunu bastırması mümkün değil.
bir gruba, katılmak, örgüte üye olmak, asker, polis olmak, dayanışma, kardeşlik örgütleri kurmak…güçlü bir yapıya sırtını dayama lüksü…
bir diğeri ve en önemlisi; tanrı inancı, dinler, dualar, zikirler, ibadetler…bunun ne kadar korkunç olduğunun farkında mısınız?
orijinalinde kişiyi hakka götürmek için açılan yollar, emmarenin elinde kurumsal dinlere ve egonun sığınağına dönüştürülüyor.
neyzen tevfik gibilerin saldırdığı din işte budur. bu idrak noktasına gelenler veryansın ederler tüm değerlere karşı. ancak bu noktada takılıp kalmak iş değildir. oradan geçip daha öte bilince hızlıca geçmek icap eder.
egonun tüm hileleri aşıldığında “ben” asliyetine irca oluyor. “ben”in aslı da “o”.
zaten bu yolda yürüyen ancak hakk’tır. bilinen de ancak o’dur.(füsus-ül hikem’den)
arayan, aranılan ve yol…hepsi bir…



